15-DİJİTAL AKTİVİZM POLİTİKA

Bir dava adamının anısına: SHP-CHP Sol kanat

Değerli Yoldaşlarım, Yusuf Kenan Sönmez’i “Korona Günleri”nin en başında kaybettik. Bu salgına belki birkaç gün daha geç yakalansaydı, yeni tedavi protokolleriyle uygulanan bazı ilaç ve yöntemlerle kurtarılabilme olasılığı vardı. Salgının ilk dönemlerinde virüse yakalanmış olması, hem onun hem de bizlerin şanssızlığı oldu.

Y.Kenan Sönmez yoldaşımızı son kez Üsküdar İlçe Kongresi’ni (Şubat 2020) izlerken görmüştüm yanımıza bilahare Erol Kızılelma yoldaşımız da gelmişti. O, AKP iktidarının, partimizi (CHP) ve muhalefeti kriminalize ederek etkisizleştirme politikalarına karşı isyan halindeydi. Partimizin, bu saldırılara karşı acilen kitlesel eylemlerle cevap vermesi gerektiğini adeta haykırıyor ve bana dönerek “öyle değil mi?” diyerek, ruhsal bir ızdırapla ellerini yüzüne götürüyordu. Hastalığında, telefonlara ve iletilere cevap veremediğini, Aydoğan Dülger yoldaşımızdan öğrenmiştim. Telefonuna cesaretlendirici bir, iki ileti attım –yanına gitmemiz 65 Yaş Seyahat Yasağı’na takılmıştı.– Sağlığı hakkında iyi haberler almıyordum. Ve nihayet acı haberi geldi “Edremit’te toprağa verecekler” diye… İstanbul’a getirildiğinden haberim olmadı; ailesi ve üç beş vefalı, sorumlu yoldaşla toprağa verildiğini, birkaç gün sonra öğrenebildim.

Bir dava adamı

Değerli Yoldaşlarım, Yusuf Kenan Sönmez, yaşam tarzı siyasal düşünce ve eylemleriyle iç içe geçmiş bir dava adamıydı; sıradan bir parti üyesi, milletvekili veya parti yöneticisi değildi.

Siyasal toplumlar, partiler, hareketler kendilerini karakterize eden asli unsurlarını anlamlandıramazlarsa, toplumu gerçek bir siyasal bilince ve siyasal tarih bilincine kavuşturamazlar. Siyasal hareketlerin, partilerin belirli tarihsel formlara, geleneklere oturması, onları yaratan siyasal hareketlerden, düşüncelerden ve siyaset insanlarından bağımsız değildir.

Aslında, partilere form ve içerik kazandıran şey, tarihsel/toplumsal dönemlerin muhtevasını temsil eden siyasal fikirler, hareketler ve oluşturdukları geleneklerdir. Yöneticiler, kendi dönemlerinin sınıfsal yapısını, toplumsal değişme dinamiklerini, sosyal-psikolojik tutum ve davranışlarını, kültürel kodlarını, bilimsel/teknolojik temelde meydana gelen değişimlerin toplumları hangi yönde değişime uğratabileceğini büyük bir uzgörüyle okuyabilmişlerse, o denli öncü veya lider olmaya hak kazanırlar.

Elbette, tarihsel/toplumsal dönem, salt ulusal ölçeklerle değil, evrensel boyutlarıyla vardır. Değerlendirme ve analizleri bu boyutlarda yapabilecek, toplumsal ve siyasal aktörlere ihtiyaç vardır. Köklü geleneklere sahip partiler, aynı zamanda büyük tecrübelerden süzülerek gelmiş siyasi kadrolarına –partilerinin hangi kademesinde olurlarsa olsunlar– değer veren yapılardır.

Parti geleneklerini umursamayan bu tavır artık yadırganmıyor

Bugün görüyorum ki, Partimiz Yusuf Kenan Sönmez gibi niceleri vefat etse, onları parti gelenekleri ve tarih içinde anlamlandıramayacak ve değerlendiremeyecektir. Bu durumu, fazla yadırgamak mümkün değildir. Çünkü, günümüzde siyaset bir an önce iktidarı fethetme, siyasal erkleri ele geçirme sanatına indirgenmiştir. Kötü anlamda popülizm, siyaset sanatı olarak görülmektedir. İngiliz/Amerikan faydacılığı, tüm siyasal aktörlerden, ideolojileri gemini bordasından aşağıya atmamızı istemiştir ya, ideolojik, doktriner tutumlara ne gerek var?

70 yıla yakın bir zaman diliminde iktidara gelemeyen partinin üyeleri ve kadroları bıkkınlık emareleri göstermektedirler. Ancak, partimizin üst siyasal erkleri bilmelidirler ki; hay huy içinde yetmiş yıldır büyük bir özveri ve mücadeleyle, her türlü yokluğa, yoksulluğa, ezilmeye rağmen bu partileri, siyasal hareketleri taşıyanlar, partide siyasal gelenekleri yaratan, ideolojik tutumları olan, dünyaya bütünsel ve sistematik fikirler demeti içinde bakabilen, fikirleriyle eylem adamı olan, partisinin varlığına kendi varlığından bir şeyler katma gücünde olan ve yüksek değerlerin motivasyonuyla var olan insanlardı.

Şayet, bugünkü gibi, belediyeler ve devlet erklerinin bir yerlerine hemen fırlamak isteyen partililerle var olsaydık, sonumuz, üç beş yılda son bulan partiler gibi olurdu: Özgür Birey, Örgütlü Toplum, Demokratik Devlet şiarımız bundandır. Ancak partimiz, bir yandan acil iktidar sorununa pratik cevaplar ararken; diğer yandan, partiyi en fırtınalı zamanlarda ayakta tutacak kadroları yaratmak ve var olanlara değer vermek zorundadır.

Siyasete CHP gençlik kollarında başladı

Y.Kenan Sönmez, 12 Eylül 1980 Askeri Darbe Dönemi’nden önce CHP Üyesi olarak gençlik kollarında faaliyet yürüttü.

12 Eylül Darbesi’nden sonra ise SODEP’te siyasal yaşamına devam etti. Erdal İnönü başkanlığında kurulan SODEP, Askeri Cunta tarafından yapılacak ilk genel seçimlere sokulmamıştı. SODEP’in HP, MDP ve ANAP gibi “İcazetli Partiler” konumuna düşmemiş olması, aslında büyük bir şanstı. 1984 Yerel Seçimlerinde, SODEP oyların %24’ünü alıp sol seçmenin genel eğiliminin belli olmasından sonra, seçmen HP ve SODEP’in birleşmesi yönünde büyük bir baskı yaptı. Rahşan Ecevit Başkanlığında kurulan DSP’ye de çağrı yapılmasına rağmen Ecevitler, birleşmeden yana olmadılar. 1985 yılında SODEP ve Halkçı Parti birleşerek SHP ismini aldı ve bu partinin ilk kurucu başkanlığına, birleşme protokolünün gereği olarak, Aydın Güven Gürkan getirildi. Bir yıl sonra gerçekleştirilen İkinci Olağanüstü Kurultay’da Aydın Güven Gürkan, büyük bir özveriyle yerini Erdal İnönü’ye bıraktı. Erdal Bey, karşısına bir başka aday çıkmayınca, SHP Genel Başkanı oldu.

SHP Üsküdar İlçe Başkanlığından milletvekilliğine

Y.Kenan Sönmez, 1986 yılında yapılan SHP Üsküdar İlçe Örgütü’nün Olağan Kongresi’nde Şener Mete ile yarıştı ve seçimi kazanarak İlçe Başkanı oldu. Ancak 1987 yılında yapılacak Genel Seçimler nedeniyle SHP Üsküdar İlçe Başkanlığı’ndan ayrılarak milletvekilliğine aday adayı oldu. Parti içinde yapılan ön seçimlerde seçim bölgesinde ilk sırayı aldı ve milletvekilliği seçimlerinde bölgesinden milletvekili olmayı başardı.

1989 Yılında SHP, Yerel Seçimlerde, İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük kentleri alarak “Yerel İktidar” oldu. Aynı yıl, büyük bir başarısızlığa uğrayan ANAP’ın Genel Başkanı ve Başbakan Turgut Özal, TBMM’deki sayısal çoğunluğuna dayanarak Cumhurbaşkanı seçildi ve 12 Eylül Dönemi, fiilen son buldu.

89 Kürt konferansı krizi istifa getirdi

1989 Yılında, Paris’te “Kürt Konferansı” adı altında düzenlenen konferansa Türkiye’den davet edilen altı parlamenter, “SHP yetkili kurullarından izin almaksızın” katıldıkları gerekçesiyle partiden ihraç edilince, Doğu ve Güneydoğu bölgesinde SHP’nin birçok yerel örgütleri parti yönetimine tepki koyarak partiden uzaklaştılar. Altı milletvekilinin partiden atılmasına tepki gösteren Y.Kenan Sönmez de partiden istifa etti. Y.Kenan Sönmez, partimizde Kürt Sorunu konusunda en duyarlı ve donanımlı kadrolardan biriydi. Sönmez, Belirli bir süre, Fehmi Işıklar, Cüneyt Canver, İsmail Hakkı Önal, M.Ali Eren gibi SHP’nin eski milletvekilleri ve Abdullah Baştürk (DİSK Gn.Bşk) ile birlikte (HEP) Halkın Emek Partisi’nin kurucu kadroları arasında yer aldı.

SHP-HEP ittifakı

SHP, 1991’de yapılacak erken genel seçim öncesi, seçimlere girme yeterliliği olmayan ancak Güney-Doğu ve Doğu Anadolu gibi bölgelerde güçlü bir tabana sahip olan HEP ile ittifak yapma kararı aldı. Birçok ilde, HEP kontenjanından adaylar, SHP örgütlülüğü altında seçimlere girdiler. Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinden büyük oy oranlarıyla seçildiler. Bu dönemde, milletvekilliği için HEP’ten istifa ederek tekrar SHP’ye katılan Y.Kenan Sönmez, İstanbul’da kendi bölgesinde yapılan önseçimlerde 3.sırada adaylaşınca, seçilemedi. Ancak siyasal yaşamını SHP’de devam ettirdi. Aynı zamanda, DİSK Genel Başkanlığı da yapmış olan Abdullah Baştürk, milletvekili seçilince politik yaşamını SHP içinde devam ettirme kararı verdi.

1990-92 Deniz Baykal faktörü

Ne var ki, 1990-92 döneminde parti Erdal İnönü ile Deniz Baykal arasında üç kez genel başkanlık yarışına ve kurultaylara sahne oldu. 1989’dan itibaren Deniz Baykal’ın Genel Sekreterliğine tekabül eden dönemlerde, büyük kentlerde seçimle gelen parti teşkilatlarını Parti Meclisi’ndeki gücüne dayanarak görevden almış, 12 Eylül döneminin muzdaribi sol kesimi, parti çatısı altında tasfiyeye uğratmıştı. Bu kesim, parti içinde Erdal İnönü, Fikri Sağlar, Aydın Güven Gürkan ve Ercan Karakaş’la paralel yürüyen ve onlara destek veren kesimdi.

Belediye başkanlarının kendini örgütün üstünde gören tutumu

SHP, büyük şehirlerde yerel iktidar olarak raylı sistem, metro, atık suların temizlenmesi, doğalgaz kullanım altyapısının yapılması gibi şehircilik başarılarına ve ilklere imza atmasına rağmen, belediyelerde bazı kadrolara yönelik yolsuzluk iddiaları ve partinin bu kesimler üzerindeki disiplinini kaybetmesi nedeniyle büyük yaralar aldı.

Belediye başkanlıklarına seçilen bazı unsurlar, parti organları ve kademeleri üzerinde hakimiyet kurmaya kalkınca, partinin yönetilmesinde zaaflar ortaya çıktı. Üstüne üstlük bugün Nato Gladyosu’nun işin içinde olduğuna dair göstergelerin olduğu Madımak Olayı’nda 32 aydın ve genç insan, siyasal islamcıların kışkırtmalarıyla yakılınca, partinin yetersiz kaldığına ilişkin, aydın çevrelerden ve parti içinden yapılan eleştiriler çok ciddi bir siyasal yıpranmaya neden oldu.

Erdal İnönü bırakıyor

Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın vefatı sonrası, DYP Genel Başkanı ve Koalisyon Hükümeti’nin Başbakanı Süleyman Demirel, Cumhurbaşkanlığına aday olunca, koalisyon ortağı SHP ve Erdal İnönü tarafından desteklendi. DYP’nin Büyük Kongre’sinde genel başkanlığa Demirel’e rağmen Tansu Çiller seçildi. Çiller, Kürt Sorunu’nda sert ve karanlık politikalarla öne çıktı. Erdal İnönü, SHP Genel Başkanlığı’ndan ayrılma kararı verdi. DYP-SHP ortak Hükümeti’nde Çalışma Bakanı olan Aydın Güven Gürkan ve Kültür Bakanı olan Ercan Karakaş, Doğu ve Güneydoğu’da üçer aylık sürelerle uzatılan “Olağanüstü Hal”in yeniden uzatılmasına imza vermeyerek bakanlıktan ayrılmışlardı. Erdal İnönü’nün Genel Başkanlıktan ayrılması sonrası SHP, 11 Eylül 1993’te 4. Olağan Kurultayını yapma kararı aldı.

Sol kanat güçleniyor

Bu koşullar altında, 1993 yılı Ağustos’un da gerçekleşen İstanbul İl Kongresi’nde Y.Kenan Sönmez, Sol Kanat’ın adayı olarak ortaya çıktı. Bugün hala, Sol Kanat hareketini yürüten yoldaşlarımızın Y.Kenan Sönmez’in adaylaştırılmasında büyük rolü vardı.

SOL KANAT, 12 Eylül öncesi CHP içinde sendika kökenli ve emeğe vurgu yapan milletvekillerinin oluşturduğu bir platform ve fikir hareketiydi. Y.Kenan Sönmez’de bu geleneğin taşıyıcılarından biriydi.

İstanbul İl Kongresi sürecinde, ilçe teşkilat başkanları ve partili belediye başkanları neredeyse tam tekmil Yüksel Çengel’i destekleme kararı aldılar. Kurultay sürecinde, Sol Kanat’ın önderlerinden Ercan Karakaş ve milletvekili arkadaşları, bir deklarasyon yayınlayarak Aydın Güven Gürkan’ı destekleyeceklerini açıkladılar. İstanbul’da ise Y.Kenan Sönmez’i destekliyorlardı.

Timisi’nin baskısı İstanbulu 13 oyla kaybettiriyor

Ancak İstanbul İl Kongresi’nde bazı partili belediye başkanları ve Mustafa Timisi gibi partinin önde gelenleri, Aydın Güven Gürkan’dan, “adaylar lehine ve aleyhine herhangi bir konuşma yapmaması gerektiği, her iki tarafında kendisini desteklediği” yönünde tavsiyede bulununca Gürkan, Y.Kenan Sönmez’i açıktan desteklemekten imtina etti. Parti teşkilatının üst kademelerinin desteğinden de mahrum kalan Sönmez, bu kongreyi sadece 13 oyla kaybetti.

Karayalçın genel başkan

İstanbul İl Kongresi’nde SOL KANAT kaybedince, doğal olarak, kurultayda, parti tabanının büyük sevgisine rağmen, Aydın Güven Gürkan, delegasyondan yeterli oyu alamadı. Murat Karayalçın, SHP Genel Başkanlığına seçildi.

Sol kanat ilkeleri biçimleniyor

Y.Kenan Sönmez, İstanbul İl Kongresi’nde bir bildiri okudu. Bugün, CHP SOL KANAT adıyla yayınlanan kitapta “İlkeler ve Program” adı altında yer alan o bildiride Sönmez,

  • Dünyanın geçirdiği hızlı değişim sürecinden bahisle, “çağı yakalamaya ve yönlendirmeye, ancak durumu aynı hızla analize kavuşturan ve sonraki aşamaların önünü çekebilen siyasi güçler adaydır” diyor ,
  • Çok kutupluluktan tek kutupluluğa evrilen yeni dünya düzenine dikkat çekiyor ve partinin bunu incelemesi, dikkate alması gerektiğine vurgu yapıyordu.
  • Eşitlik, özgürlük, barış gibi düşüncelerin insanlığın temel değerleri haline geldiğini, ancak bu değerlerin içeriğine, çağdaş yorumlar kazandırılmasının, partimizin bir görevi olduğunu,
  • İl yönetimlerinin, geçmişte olduğu gibi üst karar organlarının bir tebliğ organı olarak çalışmaması; tabandan merkeze doğru yönelecek akımlara ağırlık verilmesi gerektiği, İl Başkanlığı’na gelmesi halinde, İstanbul İl Yönetimi’nin üçer aylık düzenli toplantılarla, tüzüğe, programa, yasama ve yürütme faaliyetlerine, ülkenin önemli güncel sorunlarına ilişkin raporlar hazırlayarak alttan üste doğru bir bilgi akışını sağlayacağını,
  • İşçi, esnaf, kadın, gençlik ve öğrencilere ilişkin; insan hakları, eğitim ve araştırma, basın-yayın, iletişim, çevre, seçim, yerel yönetimler, anayasa ve siyasi partiler yasası, tüzük ve program gibi alanlara ilişkin komisyonlar kuracağını ifade ediyor ve ekliyordu: “Önemli olan, yönetim kademelerini, o komisyonları yönetebilecek ve o programı uygulayabilecek iradeye, yüreğe ve coşkuya sahip insanlarla donatmaktır”
  • Siyasi ve sosyal gelişmelere ilişkin tepkileri, zamanında ve yerinde verilmesi gerektiğini; tepki verebilmek için üst yönetim organlarının bürokratik “telefon diplomasisi”nin beklenemeyeceği; 1 Mayıs İşçi Bayramı’nda ve diğer ulusal bayramlarda, parti dışı demokratik kesimlerle dayanışma içinde olunacağını,
  • Sosyal Demokrasi’nin bireyi özgürleştirmeyi amaçladığını; devletin, baskıcı ve korkutucu bir aygıt olmaktan çıkarılarak özgür bireylere ve topluma dayanan ve hizmet eden sosyal bir aygıt olması gerektiğini; “Demokratik Sivil Toplumu, ancak özgür düşünen, özgürce ifade eden ve düşünceleri doğrultusunda direnebilen bireyler topluluğunun kurabileceğini” belirtiyordu.
  • İl yönetimlerinin, parti üst organlarından gelen otoriter eğilimlere karşı frenleme görevlerini doğru tarzda yerine getiremediğini; örgütle iç içe olmayan yönetimlerin, üstten gelen ve katılımcılığı engelleyen otoriter eğilimlere karşı direnemediğini, gelecek dönemlerde SHP İstanbul İl Yönetimi’nde parti içi demokrasi ve katılımcılığın esas alınacağını ancak özgür bireyler temelinde disiplin, üretkenlik ve katılımcılığın sağlanabileceğini, bütün bu nedenlerle, çok kapsamlı, sınırsız bir parti içi demokrasiden yana olduklarını belirtiyordu.

Y.Kenan Sönmez, yukarıda belirtilen anlayışlar çerçevesinde, parti bakımından problem haline gelmiş ciddi bir soruna neşter atıyordu: “Böyle bir uygulamayla yaratılacak ortamın, yapay ayrışmalara ya da maddi çıkar birliklerine dayalı örgütlenmelere ve hizipçi anlayışlara karşı ideolojik çizgilere oturmuş birliktelikleri kendiliğinden öne çıkaracak bir potansiyele sahip olduğu açıktır”

Y.Kenan Sönmez, katılımcılığı, parti üyeleriyle sınırlamıyor, aynı zamanda “Her grup partili, etnik kimliğini geliştirmede ortak olanaklarımızdan yararlanabilmelidir. Bu, özlediğimiz çok sesli toplumun özgür sosyal partisi olmanın gereğidir” diyordu.

Y.Kenan Sönmez, bildiride kadroları yetiştirecek eğitimci kadroların yetiştirilmesine vurgu yapıyor, parti içinde veya dış mekanlarda uzman kişiler tarafından gerçekleştirilecek konferans, panel vb. çalışmalarla, partinin sosyal demokrat çizgisinin kitlelere aktarılmasını, parti üyelerinin bilgilendirilmesini sağlayacak bültenlerin yanı sıra, “çağdaş normlarda, güleryüzlü, peryodik bir yayın organının çıkartılması” gereğini ifade ediyordu.

1994 yerel seçimleri için uyarılar

İstanbul İl Kongresi’nin asıl motivasyonu, 1994 Mart’ında yapılacak yerel seçimlerdi. Parti içindeki kadrolar bir yandan kimin genel başkan olacağıyla ilgiliyken daha fazlası yakın yerel seçimlere göre pozisyon almışlardı.

Y.Kenan Sönmez’in yerel yönetimlerle ilgili eleştiri ve tespitleri son derece açık, sert ve uzgörülüydü:

  • “Sosyal Demokrat kadroların 1989’da elde ettikleri olanağı, demokrasinin kökleşmesi ve yaşam biçimine dönüştürülmesi yolunda kullanamadıklarını biliyoruz. Oluşan olumsuz ortam, yerel yönetimlerin demokrasi açısından sahip bulundukları konum ve önemin gözden kaçmasına neden olmuştur. İl Kongresi’ne hazırlık sürecinde sürekli olarak vurguladığımız ve bizim için yön verici ve temel kavram olma niteliğini sürdürecek olan erdemlilik konusuna bu çerçevede, uzun uzadıya dönmek istemiyoruz. Ancak, sosyal demokrasimize, yılların birikimiyle oluşan dürüstlük imajını kaybettiren ve bu yerel yönetim fırsatını kaçırtan bazı kadroları da kınamaktan kaçınamayız.
  • İstanbul İl Yönetimi, bundan böyle, kesin ölçütlerini koymalıdır. Erdemli yerel yönetimlerin yardımcısı olacağız; erdemsizlerin yolsuzluklarını ise hem kamu çıkarı açısından hem sosyal demokratların namusu adına hem de partimizin imajı bakımından kamuoyuna açıklayacağız”

Y.Kenan Sönmez, İl başkanlığına seçilmesi halinde, partinin bilgisayar ağlarıyla donatılmasını, bunun örgütün eşgüdümle hareket edebilmesi için şart olduğunu, ilçelerdeki seçmen kütüklerinin son derece sağlıksız olduğunu ve kontrol edilmesinin “1994’te yapılacak yerel seçimler ve belki erkene alınacak genel seçimler için şart olduğunu” belirtiyordu.

Sönmez, ülkemiz için çağdaş bir Anayasa, çoğulcu bir sistem ve gerçek bir sosyal demokrat partinin var olmasına sağlayabilecek bir Siyasi Partiler Yasası ve SHP için gerçek sosyal demokrat partilere yakışacak bir tüzük talebinde bulunuyordu.

İl kongresinde Madımak etkisi

Bu kongrede, yerel yönetimlerin parti bünyesinde yarattığı hasar ve Madımak Olayı en fazla tartışılan konulardı. Parti üst organlarına ve Genel Başkanlık’tan ayrılmış olmasına rağmen Erdal İnönü’ye yönelik “Hükümet ortağı oldukları halde, olaylar öncesinde ve olaylar esnasında dikkatli ve dirayetli davranmadıklarına yönelik eleştiriler” devam ediyordu.

Sonuç olarak, bu kongrede kendisine hiç şans tanınmayan Kenan Sönmez ve SOL KANAT –son dakikada yapılan bir iletişim hatasıyla- sadece 13 oyla kongreyi kaybetmişti. Zaman şunu gösteriyor ki, o dönemin sosyal demokrat tabanı ve delegasyonu, güce karşı dik durabilen, partisinin ve ülkesinin geleceğini kendi geleceğinin üstünde tutan ideolojik formasyonu olan bir yapıydı.

1994 yerel seçimlerindeki hatalar bugünün siyasi iktidarını yarattı

1994 Yerel Seçimlerinde, aynı seçmen tabanına hitap eden SHP, CHP ve DSP seçimlere ayrı ayrı girdiler: SHP %17, CHP %4, DSP ise %8 oy aldı. SHP, İstanbul, Ankara ve İzmir gibi şehirleri kaybetti. İstanbul ve Ankara RP, İzmir’de ise DSP kazandı.

CHP-SHP birleşmesi genel seçimleri kurtaramadı

1995 genel seçimlerinde ise oylar, RP’si %21, ANAP %19.7, DYP %19.2, DSP %14.6, CHP %10.7, diğerleri ise %14.4 şeklinde dağıldı. CHP-SHP birleşmesine rağmen, Deniz Baykal’ın Genel Başkanlığı’nda CHP %10 barajını ancak geçiyordu.

CHP 1999 genel seçimlerinde ise %10 ülke seçim barajının altında kalarak tarihsel bir yenilgiye imza atmıştı. Bu yenilgide, parti içindeki sol kadrolara karşı tasfiyeciliğin payı büyüktü.

Sol kanatın öngörüleri doğru çıktı, kendisi tasfiye edildi

SOL KANAT’ın bütün öngörüleri, tespitleri doğruydu. Ancak parti içinde bir araya gelme, senkronize hareket etme konusunda zaaf gösteriyorlardı. Bu zaaflarla 2000 yılına gelindiğinde bazı kadrolar tasfiye edildi. On binlerce üye ve kadro ise partiden istifa etti.

SOL KANAT, 1990’ların başından itibaren,

  • Genel ve yerel seçimlerde parti adaylarının parti içinde yapılacak ön seçimlerle belirlenmesini
  • Seçimle gelen parti organlarının ancak seçimle gitmesi gerektiğini
  • Seçimlerde nispi temsil ve çarşaf liste yöntemlerinin kullanılmasını
  • Sağlam üyeliğe dayanan bir üyelik sisteminin olmasını
  • Üye kütüklerinin merkezde ve yerelde güvence altına alınmasını
  • Kadınların ve gençlerin parti organlarındaki sayısal oranlarının yükseltilmesini
  • Üyelere yönelik düzenli ve nitelikli bir siyasal eğitimin verilmesini hep savuna geldi.

SOL KANAT, partinin programının ve tüzüğünün kalitesinin yükseltilmesi konusunda her zaman birincil aktör oldu.

Politika belirlemede partinin en üst organı olmasından dolayı Parti Meclisi’nin daha yetkili ve aktif davranması gerektiğini daima vurguladı.

Genel Başkanlık Seçimleri’nde açık oylama ve adaylık için yüksek delege imzası’nın  demokrasiyi savunan bir partiye yakışmadığı şeklindeki düşünce ve tezlerini eylemleriyle de destekledi.

Ancak tam da bu nedenlerle çoğu kez parti içinde tasfiyelere uğradı veya hak ettiği yerlere gelemedi.

Y.Kenan Sönmez, SOL KANAT’ın 1995’ten bugüne değin, “SOL KANAT GİRİŞİMİ”, “SOSYAL DEMOKRASİ PLATFORMU”, “İSTANBUL CHP SOL KANAT” ve “CHP SOL KANAT” adları altında sürdüregeldiği fikri hareketin her çalışmasının içinde ve çoğu zaman önünde oldu.

2014’te yapılan parti kurultayında SOL KANAT adına “3.Liste” çalışması yapan grubun içinde yer aldı ve Ercan Karakaş, Fikri Sağlar ve Ali Özcan gibi yoldaşlarımızın PM’ne girmesi konusunda büyük çabalar gösterdi.

Üsküdar Belediye Başkanlığı’na aday oldu. Murat Karayalçın’ın İstanbul İl Başkanlığı döneminde, “SOL KANAT’ın tecrübeli ağabeylerinden biri” olarak CHP İl Yönetim Kurulu Üyeliği ve Başkan Yardımcılığı yaptı.

Ne yazık ki tecrübeli ve donanımlı bir parti kadrosunu ölüme çok kolay kaptırdık.

ANISI ÖNÜNDE SEVGİ VE SAYGIYLA EĞİLİYORUM.

0 comments on “Bir dava adamının anısına: SHP-CHP Sol kanat

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: