KÜLTÜR SANAT

Bizans’ın Gizli Tarihi üzerine

“Bizans İmparatorluğu’nda nerede ne olmuşsa her şeyi apaçık ortaya koyacağım. Bunun nedeni basit. Olan bitenlerden sorumlu kişiler yaşadığı sürece her şeyi gerektiği biçimde anlatmak söz konusu olamazdı. Çünkü casus sürülerinin gözünden kaçmak ya da ellerine düşerseniz ölümlerin en korkuncundan kurtulmak mümkün değildi. Gerçekten, en yakın akrabalarımın yanında bile kendimi güvende hissetmiyordum. Sonra, daha önceki kitaplarımda değinmeye çalıştığım olayların çoğunda işin iç yüzünü açıklamayı göze alamadım. Dolayısıyla eserimin bu bölümünde sessizce geçiştirilmiş olaylarla, daha önce anlatılmamış olayların nedenlerini açıklamayı bir görev sayıyorum.”

Prokopyus, Konstantinopolis, 550.

Tarihçi Prokopyus’un bu sözlerinde bahsettiği kitapları Jüstinyen dönemine dair temel kaynaklardan olan Savaşlar Tarihi ve ihtimal ki Yapılar eserleri. Bu satırlar ise Anekdota’sından alınma. Dota Yunancada verilmiş, ek-dota dışarı verilmiş, an-ek-dota ise dışarı verilmemiş anlamına geliyor ve yazarların kendi hayatlarında yayınlanmasını istemedikleri eserleri için kullanılıyordu1. Prokopyus hayattayken gerçekten de yayınlanmayan eseri çoğunlukla Bizans’ın Gizli Tarihi adıyla biliniyor ve bize Bizans’ın en şaşalı döneminin bizanten iç yüzünü göstermeyi ve resmi tarihe dahil edilemeyen hakikatleri vaat ediyor. Peki Prokopyus kim, Anekdota’sında neleri neden yazdı ve de bu yazdıkları doğru mu?

Prokopyus’un 5. yüzyılın sonları 6. yüzyılın başlarında günümüzde İsrail sınırları içerisinde kalan ve Kayseri ile adaş Caesarea (Kayserya) şehrinde doğduğu anlaşılıyor. Kaliteli bir eğitim aldığını bildiğimiz Prokopyus’un ünlü komutan Belisaryus’un yanında türlü makam ve unvanlarla görev aldığını, bilhassa Praefectur’luğa layık görülmüş olması nedeniyle hem dönemin en muteber figürlerinden olduğunu hem de diğer figürlere dair en çok bilgiye sahip olabilecek kimselerden olduğunu biliyoruz. Prokopyus’un İmparator Jüstinyen ile aşağı yukarı aynı zamanda (565 yılında) öldüğü tahmin ediliyor. Bu bilgi, kitabını neden yayınla(ya)madığı hakkında iyi bir açıklama olarak görülebilir.

Bizans’ın Gizli Tarihi, bize muadili kolay bulunmayacak entrika ve şeytanlıklarla dolu bir anlatı sunuyor. Kitap, yazılma amacının açıklandığı kısa bir giriş bölümünden sonra Belisaryus’un karısı Antonina’ya iffetsizliği başta olmak üzere bazı suçlamalar yöneltiyor. Belisaryus’un karısına karşı baştaki sonsuz güvenini büyü ile açıklıyor ve bu güven bittikten sonra da Belisaryus’un İran savaşlarında aldığı bazı hatalı kararları bir an önce geri dönüp karısı ile hesaplaşma isteğine bağlıyor. İtalya ve Afrika fatihi (Belisaryus), kitapta, karısına kocadan çok köle olan zayıf bir adam; verdiği sözlerin gereklerini yerine getiremeyen, korkak, güvenilmez bir karakter olarak yansıtılıyor.

İmparator Jüstinyen ve karısı Theodora için mümkün olan her eleştiride bulunuluyor. Ahmaklık ve hilekarlığın birleşimi şeklinde tanımlanan İmparator yularını kim çekerse oraya giden bir eşeğe benzetiliyor. Yular ise tabi ki çoğunlukla karısı Theodora’nın elinde. İmparator görünüşü üzerinden dahi Vespasyan’ın oğlu Domitianus’a benzetilip tıpkı onun gibi bir zalim olduğu anlatılıyor ve sonunun da onun gibi olmasına duyulan arzu da hissettiriliyor2. Dahası annesinin Jüstinyen’e babasından değil şeytandan hamile kaldığı3, İmparatorun bazen şeytani suretlere büründüğü, geceleri sarayda başsız gezdiği gibi dedikodular da aktarılıyor. Ancak Prokopyus bunlara bizzat tanık olmadığını ama ısrarlı anlatıcılardan duyduğunu da belirtip soruyor: Aslında bu imparator alçak bir şeytandan başka ne olabilir? Theodora’nın henüz vücudunun sekse elverişli olmadığı yaşlardan beri fahişelik4 yaptığı ve pek sevdiği işinde gayet mahir, çalışkan ve inovatif olduğu aktarılıyor. Yine benzer şekilde şeytani güç ve emellere sahip, dünyevi arzularına köle olan ve bu ve kötücül amaçları uğruna tüm imparatorluğu kendisine köle eden bir şeytan olarak tasvir ediliyor. Bunlarla beraber zeka ve güzelliğinin de hakkı, tabii ki en taltifkar biçimlerde olmasa da veriliyor.

Nika isyanı5 da bu ikilinin kötü ve gayrihakkani yönetim ve işlerine bağlanıyor. Ve tüm İmparatorluk sathında ne büyük trajediler yarattıklarına örnekler veriliyor. “Jüstinyen ve Theodora’nın insan suretinde iblisler olduğuna dair” gibi harika bölümler içeren kitap hakkında okuma zevkini azaltacak daha fazla bilgi vermeden, kitabın özetle “Jüstinyen insansa elbet ölecektir, şeytansa insan biçimini elbet bırakacaktır. Hayatta kalanlar gerçeği o zaman anlayacaktır.” şeklinde sonlandığını ve Prokopyus’un bu kitapta aynı konuda yazacağını belirttiği ikinci kitaba ömrünün yetmediğini de belirtmiş olalım. Kitapta anlatılanlar başka birinin kaleminden dökülmüş olsa muhtemelen “deli saçması” denilip geçilmiş olacak şeyler ancak Prokopyus, pek çok kere belirttiğimiz üzere döneme dair en güvenilir kaynaklardan biri. Ancak, eserde tutarsızlık olarak nitelendirilebilecek bazı noktalar da var. Örneğin kitapta Belisaryus ve Antonina’nın kızının, Theodora’nın zoruyla evlenirken, evlenmek için çok genç olduğu söyleniyor ki kitabın başka bir yerinde 18 “olgun bir kadın” kabul edilip “hala koca bulamamış” deniyor. Ama öte yandan Antonina’nın bu zaman diliminde 60 yaşında olduğu da belirtilip Belisaryus’un da kendisinden 21 yaş büyük bir kadına aşık olması/kalması eleştiriliyor. Bu halde, Antonina’nın, kızını 45 yaşından sonra dünyaya getirdiği sonucu çıkıyor ki bu o dönem için pek de mümkün görünmüyor. Altıncı yüzyıl Bizans toplumunda kadının büyük olduğu evliliklere kötü gözle bakıldığı tahmin edilebilir6 ve bu da bize eserin özünün bir kısmını gösterebilir. Zira aktarılan demonik dedikodular gerçekten var olabilir hatta Prokopyus bu çiftin şeytan olduğuna samimiyetle inanmış da olabilir. Ancak kitabın bu bölümünde, Belisaryus’u okuyucunun nezdinde daha da kötü göstermek için Antonina’nın yaşı abartılmış gibi görünüyor. Dahası Belisaryus ve Jüstinyen’e yöneltilen temel eleştirilerden olan “bunlar karı köpeği” sadece karılarına söz geçiremediklerini vurgulamak için söylenmemiş olabilir. Kitabın “Sen o ayeti yanlış yorumluyorsun!” diye insan öldürülen bir dönemde yazıldığı hatırda tutulmalı. Buradaki ısrarın sebebi, akla İncil’deki orijinal günah’ı getirmek gibi görünüyor. İncil’de Havva, Adem’e yasak meyveyi yedirir ve bu yüzden Tanrı, Havva’yı, doğum sancısının artmasıyla ve kocasına itaat etmekle cezalandırır. Karısının sözünü dinlemiş olmasını ise, Adem’i cezalandırma nedenleri arasında sayar. Prokopyus bu analojiyi kurmamızı istemiş ve bu yüzden bu ve benzer bazı yorumlarında da abartıya kaçmış olabilir. Ancak yorumun abartılı olması üzerine inşa edildiği verileri yanlışlamamaktadır.

Kilit bir diğer nokta da döneme dair başka bir önemli kaynak olan Malalas’ın bu kitaptaki pek çok vakayı doğrulamasıdır, zaten ateş olmayan yerden duman çıktığı da pek nadir görülmüştür. Netice itibariyle anlatılanların önemli bir kısmında gerçeklik payının mevcut olduğunu söylemekte beis yoktur. Kitaba, yazılmasından epey sonra, 17. yüzyılda Vatikan Kütüphanesi’nde ulaşıldı ve ilk okuyanlar öylesine dehşete kapıldı ki 1623 yılındaki Lyon’daki ilk baskısında önemli bir kısmı sansürlendi. Eksiksiz baskısı bundan kırk yıl sonra Paris’te yapıldı. Kitabın popülerleşmesi ile beraber anekdot kelimesi de batı diline kazandırıldı ve buradan yaygınlaştı. Bizans’ın çöküş sürecinde pek çok eserin İtalya’ya götürüldüğünü biliyoruz ve bu eser de onlardan biri olmalıdır.

Prokopyus’un neden bunları anlattığı konusunda ancak tahmin yürütebiliyoruz. Muhafazakar birisi olan Prokopyus reformcu İmparator’a kin mi besliyordu? Bu illa ki kişisel bir nefret olmak zorunda değil, bir çeşit müesses nizam – reformist imparator kavgasında aslında ait olmadığı tarafta mı kalmıştı? Acaba sahiden bir tarihçi olarak resmi tarihindeki tek taraflı anlatıyı düzeltmek mi istiyordu? Veya Nika İsyanı’nı görmüş ve taht oyunlarının ne gaddar olduğunu bilen biri olarak olası bir rejim değişikliğinde kendi kellesini kurtaracak delili mi oluşturmaya çalışıyordu? Anlatının gerçek olan ve olmayan unsurları hangileriydi? Bu konuda gerçekten kesin olarak bildiğimiz iki şey var; bir, akıl yürütmenin gerçek tadına flu alanlarda varılır; iki, Bizans’ın Gizli Tarihi’ni okumayanlar çok şey kaçırmaktadırlar.

Dipnotlar:

1 Suda’daki Prokopyus maddesinden aslında bu kitabın Savaşlar’ın 9. ve son kitabı olduğu anlamı çıkmaktadır. Bununla beraber bazı tarihçiler kitabın aslında Prokopyus’a ait olamayacağını dahi savunur.

2 Domitianus’un bugün bildiğimiz sonunu değil de Prokopyus’un aktardığını esas almak gerekir. Prokopyus halk tarafından vücudunun kesilip parçalandığını ve tarihi kayıtlardan silinmeye çalışıldığını aktarıyor ve en azından ilkini Jüstinyen için de arzuladığı anlaşıyor.

3 Benzer bir anlatı Plantagenet Hanedanı için de mevcuttur ancak orada şeytan kadındır.

4 “Hayat kadını” ifadesi esasen, anlaşıldığı kadarıyla 30’larda, ev kadının zıttı, çalışan hayata katılan kadın anlamında ortaya çıkmıştı. Anlam değişimi için sadece bir takım patriarkal normlara işaret etmek kanımca yetersiz kalacaktır ve daha muhtemel olan fuhuş sektörü argosunda böyle bir kullanımın ortaya çıkıp halkın genelinin de bir kadından bahsederken fahişe anlamına da gelebilecek bir ifadeyi kullanmaktan kaçınmasıyla esas anlamın kullanımdan düşüp mevcut pejoratif/tahkirkar anlamın tek anlam haline gelmiş olmasıdır.

5 İstanbul ve holiganizmin ilişkisi pek eskilere gider. Bizans’ta yeşil ve mavi olmak üzere iki büyük at arabası yarışı takımı/partisi vardı ve bunlar bu temelde toplanmış bir çeşit sosyal birlik niteliğindeydiler. Günümüzde Sultanahmet Meydanı’na mütekabil yerdeki hipodromda “Nika” tezahüratlarıyla başladığı için bu adla anılan isyan çok kanlı biçimde bastırılmıştır. Prokopyus’un önceki kayıtlarına göre Theodora meşhur “İmparatorluk en iyi kefendir.” lafını bu isyan esnasında söylemiştir. Thedora bunu gerçekten söylemiş midir yoksa, bazı tarihçilerin düşündüğü gibi, Prokopyus bunu sonradan yazacaklarına bir temel olması, Jüstinyen’i “daha az erkek” göstermesi için mi yazmıştır?

Nika Yunancada zafer anlamına gelir ancak etimolojisi açık değildir. Kelime aynı zamanda zafer tanrıçasının adı olduğundan buradan devşirilmiş olması düşünülebilir. Nicholas, nikolay vs. adlar bu kökten gelir ve adın yayılması şimdilerde Noel Baba olarak anılan Antalyalı Aziz Nikolas sebebiyle olmalıdır. İznik adının da bu kökten gelmiş olması düşünülebilir.

Marka adı olan Nike tanrıçadan mülhem olup İngilizcenin son derece kompleks ve sayılarının çokluğu nedeniyle pratik olarak çoğu zaman işlevsiz okuma kuralları ile aslında “nayki” şeklinde okunur. Türkçedeki “nayk” telaffuzu kelimenin vokal değil yazılı yolla aktarılmış olması sebebiyle “bu olsa olsa böyle okunur” denilerek oluşmuş bir galat-ı meşhur olmalıdır.

6 Pre-modern dönemde hemen her sosyal ilişki eşitlik değil hiyerarşi perspektifinden okunurdu. Patriarkal düzenin bu bağlamda evlilik kurumuna bakışının en kristalize hallerinden birine entelektüel Kral i. James’in “Ben kocayım ve tüm ada meşru karımdır” analojisinde tesadüf edilir. Genotokratik normlar ile beraber bu sebeplerle kadının büyük olduğu evliliklerin nahoş görüldüğünü tahmin etmekte beis yoktu.

Kaynakça

Hayley Bassett, Procopius’ Secret History: a realistic account of the reign of Justinian and Theodora

Kathleen Trevena, To what degree does Procpius’ Secret History give a realistic account of Justinian and Thedora and their reign?

Kelli Schafer, The Truth Will Set You Free

Jonathan Neumann, Justinian and the Byzantine Empire: the not so Secret History

Online Etymology Dictionary

Charles William Chadwick Oman, Bizans İmparatorluğu Tarihi

Prokopyus, Bizans’ın Gizli Tarihi

0 comments on “Bizans’ın Gizli Tarihi üzerine

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: