Cumhuriyet Halk Partisi, 16-17 Ocak 2016 tarihlerinde 35. Olağan Kurultay’ını gerçekleştirdi. Alışılmadık ve alışılmadık olduğu için de yoğun geçen 2015 yazından sonra Parti kendisini 2019 seçimlerine hazırlayacak kadroları ve politikaları belirledi. Bu belirleme çabalarının bir göstergesi olarak da, Kurultay’dan 10 gün önce CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun akademisyenlerle gerçekleştirdiği bir toplantı haberi düştü gazetelere.

11 Ocak günü Cumhuriyet Gazetesi’nde yayınlanan habere göre Kılıçdaroğlu 8 Ocak günü 12 akademisyen ile bir toplantı gerçekleştirdi ve Kurultay sonrası CHP’nin yeni vizyonunu, yeniden yapılanmasını konuştu. Bu toplantıdan kamuoyuna sızan haberlere bakılırsa akademisyenlerin en temel olarak vurguladıkları konu CHP’nin bir dava partisi olması gereğiydi. Yine Cumhuriyet’ten devam edersek akademisyenler, Kılıçdaroğlu’na “AKP ve HDP, kimi yıpranmalara karşın, “dava partisi” olarak algılanıyor. CHP’nin, kitleleri peşinden sürükleyebilmesi ve yüzde 25 oy bandını yukarı taşıması için “dava partisi” olduğunu ortaya koyması gerekir. Bir davanız olmalı ve bunu sonuna kadar savunmalısınız.” demişlerdi.

Diğer değerli önerilerin yanında bir dava partisi halini alma konusu gerçekten çok önemli. Milyonlarca insanın oy verdiği, oy vermese de milyonlarca insanın da yarattığı sosyolojik iklimde nefes alabildiği bir parti Cumhuriyet Halk Partisi. Bu açıdan insanları sürükleyebilecek ve kitlesini arttırabilecek net bir politik duruş sahibi olması gerekiyor. Bu politik duruşun da günden güne değişmeyecek ve hatta kendisini tüm Dünya’ya rahatça anlatabilecek bir duruş, bir dava olması gerekiyor. Her türlü olumsuzluğa ve kafa karışıklığına rağmen %25 oy almış bir parti var ve yinelemek gerekirse Türkiye’de nerede nefes alınabiliyorsa ya CHP tarafından yönetiliyor ya da orası bütünün içerisinde “kurtarılmış” bir parça olarak gösteriliyor.

Peki, günlük siyasi dalgalanmalara göre değişmeyecek ve Dünya’nın her noktasında geçerliliği olan bu duruş, dava nasıl formüle edilebilir? Aslında CHP’nin geleneğine ve ülkenin ses çıkartan geleceğine baktığımızda bu net bir şekilde ortaya çıkıyor.

Nedir CHP’nin geleneğinde yatan dava? “Muasır medeniyet seviyesine ulaşmak!” Mustafa Kemal Atatürk’ün açıkça koyduğu bir hedef. Ülkenin ses çıkartan geleceğinin uğruna her türlü şiddetle karşı karşıya göze aldıkları ve tarihe Gezi olarak geçen direnişin altındaki davalardan bir tanesi neydi? Çok basitçe, gençlerin Dünya’nın her hangi bir gelişmiş ülkesinde yaşayan akranları gibi olma isteği. Onlar gibi haysiyetli, onlar kadar özgür, onlar gibi sosyal hayatta eşit! Gezi bir haysiyet direnişiydi ve altında yatan nedenlerden biri de buydu. Türkiye’de doğmuş bir kişi, nerede kiminle ne yapacağınına karışılmadan, birey olarak çağdaş bir yaşıtı gibi yaşamak istedi ve sokakta “üç-beş ağacı” korumaya çalışmasına bile dayanamayan otoriter yönetime karşı ses çıkardı. Ama aynı zamanda kızlı-erkekli kalmak için de ya da kalınmasına karışılmasına da, kürtaj yasaklarına karşı da, eğitimin gericileştirilmesine de, içki kısıtlamalarına da, sanatta sansüre de, kadına karşı şiddete de ses çıkardı. Belki şiddetle bastırıldı bu ama hala ya kalplerde umut olarak yaşıyor ya da beyinlerde paranoya olarak kendisini gösteriyor.

Tekrar CHP’ye ve CHP’nin davasına dönecek olursak… CHP’nin davası 21. Yüzyıl için Batı tipi bir çağdaş toplum davası olmalıdır. Bunun için gücü hem köklerinde, hem de bilgisayarlarını kapıp “Hayır bu seçim kaybedilmedi! Haydi ayağa kalkın” diyen gençlerde bulacaktır. CHP’nin oluşturduğu ve oy versin vermesin milyonlarca insanın rahatça nefes alabildiği sosyoloji Batı tiği bir çağdaş yaşamdır. CHP’nin davası bu olmalıdır. Yaşam tarzında buluşan milyonları, bunun gereklerini yerine getirerek politik bir davada buluşturma gerekliliği de CHP’nin önünde durmaktadır. 

0 comments on “CHP’NİN DAVASI

Bir Yorum Yazın

%d blogcu bunu beğendi: