EKONOMİ Dergiler KENTE KARŞI SUÇ

ERDOĞAN TOPRAK: KENTLERİMİZ TOKİ TALANI İLE AVM YALANI ARASINA SIKIŞTIRILDI

Politus Dergisi olarak bu sayımızda Kente Karşı Suç kavramını işliyoruz. Bu tanım size neyi çağrıştırıyor? 

Kentler yaşayanların hayat alanıdır. Bir kent üzerinde tüm bireylerin toprağından suyuna, yolundan yeşiline kadar hakkı vardır. Kentlilik ve hemşehrilik bilinci dediğimiz de zaten bu paylaşım, sahiplenme, karşılıklı saygı ve yaşanılan kente saygıyı içermektedir.

Kent sakinlerinin beklentileri yaşam alanlarının olabildiğince doğallıkta korunması, muhafaza edilmesidir. Burada merkezi ve yerel yönetimlerin görev ve sorumluluğu ortaya çıkmaktadır. Batılı ülkelerde bu bilinç en üst düzeyde olduğu içindir ki, yüzlerce yıllık kentler çağdaş kentlere dönüşürken bile tarihi dokunun muhafaza edilmesine, zarar görmemesine azami özen gösterilir. 

Bugün UNESCO’nun bir Prag’ı Müze kent ilan etmesi, kentin tarihi ve doğal dokusunun korunması için Çek Hükümetine milyonlarca dolarlık katkı sağlaması boşuna değildir. Aynı durum Paris, Viyana, Roma, Londra ve diğer Avrupa kentleri, kasabaları hatta köyleri için de geçerlidir. 

Sayın Cumhurbaşkanı son İtalya ziyaretinden  sonra attığı mesajda “Roma’da, ne gökdelenler ne de AVM’ler var” dedi. Niçin? Kente sahip çıkan, o bilinçle arenaları, anfitiyatroları, yolları, tek bir taşına dokunmaksızın bugüne taşıyan, tarihi dokuyu gölgelememek için çok katlı yapılaşmaya izin vermeyen, sahiplenme duygusu, tarih bilinci, kültür mirasına saygı anlayışı için. ‘Kente Karşı Suç’ kavramını, ben bu kriterler doğrultusunda algılıyorum, anlıyorum ve yorumluyorum. Kente karşı suçu, kentin kimliğine, tarihine, varlığına saygısızlık olarak görüyorum. Taksim’in göbeğine AVM yapmak için Gezi Parkı’nı yıkmayı, Taksim meydanını yayalaştırmak adına betonlaştırmayı, Sultanahmet Camisi’nin tarihi siluetini gölgeleyip, perdeleyen 20-30 katlı rezidansları, plazaları, kente karşı, o kentin sakinlerine, hepimize karşı suç olarak görüyorum. 

Aynı şekilde Ankara’da, Bursa’da, Hatay’da tüm Anadolu’da binlerce yıllık kültür mirasını önemsemeden rant uğruna uygulanan yapılaşmayı bütün ülkeye saygısızlık, ülkenin tüm kentlerine karşı suç olarak değerlendiriyorum.
Bakın ünlü bir Japon Mimar diyor ki; “Japonya’da nüfus yoğun ancak arazi kıt. O yüzden biz hem depreme dayanıklı binalar yapmak hem de arazi kıtlığından ötürü dikey yapılaşmak zorundayız. Ancak Türkiye’yi görünce hayretler içinde kaldım. Bu kadar büyük bir ülke, bu kadar geniş arazilere, alana sahip bir ülkede kentlerde neden yatay değil de dikey yapılaşmaya öncelik veriliyor anlayabilmiş değilim!” Bence kente karşı suç kavramının en samimi, en masumane izahı budur.

AKP döneminde bir TOKİ gerçeği var ve TOKİ adeta yeni kentler inşa etti. Aynı zamanda kentsel dönüşüm adı altında çok ciddi mağdurlar yarattı. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

TOKİ’nin, tam anlamıyla bir kent katliamcısı, rant avcısı olduğu, son yaşananlarla ortaya çıktı. Ruhsat-İmar yolsuzlukları, yasadışı İmar Planı değişiklikleri, TOKİ’nin iştiraki Emlak Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı’nın “Gelir Paylaşımı” esasına dayalı “yık-yap-kazan” projeleri ortada. Buralardan elde edilen olağanüstü rant kazançlarıyla, kimlerin nasıl zengin edildiği, AKP’nin TOKİ eliyle kendi zenginlerini yaratma-servet aktarma mekanizmasını, nasıl işlettiğini görüyoruz. Oluşturulan bu rant havuzuna, TOKİ müteahhitlerinin akıttığı milyon dolarların iktidarın hangi amaçlarına hizmet için kullanılan “haraçlara” dönüştüğünü izliyoruz. Yolsuzluk ve rüşvet skandallarıyla, ihale paylaşımı konuşmalarıyla, haraç havuzu oluşumlarıyla bunlar teker teker ortaya çıkıyor. Kentsel dönüşüm tümüyle bir rant canavarıdır. İnsanlarımız kentsel dönüşüm adı altında yerlerinden yurtlarından edilmekte, kıymetli arsaları, evleri, arazileri ellerinden alınıp, birilerine peşkeş çekilmektedir.
TOKİ projeleri ile dar gelirlilerin ev sahibi yapılması gerekçesiyle, pek çok yerde aksine lüks konutlar, rezidanslar, Alışveriş Merkezleri inşa edilerek, sanayide kullanılabilecek milyarlarca liralık kaynak bir anlamda “toprağa gömülerek” atıl yatırımlara dönüştürülmüştür.

“Kentsel Dönüşüm” adı altında planlı kentleşme, imarlı yapılaşma bir kenara bırakılarak, belediyelerin, yerel yönetim ve karar alıcıların yetki ve inisiyatifleri, Ankara’da merkezi yönetimde toplanarak, rant paylaşımı merkezileştirilmiştir.
Ekonomide “TOKİ Müteahhidi” diye bir kavram yaratılarak, Türkiye’nin pek çok köklü inşaat ve müteahhitlik şirketi, TOKİ portföyü dışında tutulmuş, TOKİ’nin ağırlıkla iktidara yakın müteahhitlerden oluşturduğu kendi ihale portföyü nedeniyle, bu köklü şirketler, ülke içerisinde iş yapamaz, ihale alamaz konuma getirilmiştir.
Bir başka boyutuyla, TOKİ adeta bir kamu Müteahhitlik şirketine dönüştürülerek, kamunun hemen tüm altyapı, inşaat yatırımları TOKİ eliyle, ya da TOKİ üzerinden ihale edilmek suretiyle, bir rant mekanizmasının yaratılması yoluna gidilmiştir. 

Bu mekanizma çerçevesinde, ortaya çıktığı gözlenen bir nevi havuz sistemiyle, kamunun büyük çaplı yatırımları, projeleri adeta iki elin parmaklarını geçmeyecek sayıda müteahhitlik şirketine paylaştırılarak, iş dünyası ve özel sektör şirketleri arasında da “ayrımcı, ayrıştırıcı” bir sınıflandırma oluşturulmuştur. 

TOKİ ve iştiraki olan Emlak Konut Gayrımenkul Yatırım Ortaklığı (Emlak Konut GYO), inşaat, taahhüt, konut, altyapı yatırımları sektörünün belirleyicisi haline gelmek suretiyle, piyasa ekonomisi kuralları dışında tekelci, haksız rekabetçi bir sektör ortaya çıkmıştır.

Bir demecinizde “bütün parasını inşaata yatırarak kalkınan ülke görmedim ama batan ülke gördüm” diyorsunuz, bunu biraz açar mısınız?

Bakın, şöyle bir tabloyla karşı karşıyayız; TOKİ’nin kendi verilerine göre, AKP iktidarında, Ocak 2003’ten Aralık 2013’e kadar olan dönemde;

81 il ve 800 ilçede, TOKİ’ye ait 2758 şantiyede 615 bin 643 konut inşaatı gerçekleştirilmiş. Bunlardan 509 bin adeti “sosyal konut” kapsamında olup, kalanlar lüks konut tanımına giren konutlardır.

Şu ana kadar bu konutlardan 497. 093 adedi satılmıştır. Halen TOKİ’nin elinde satışa hazır 118 bin 550 adet konut stoku bulunmaktadır. Diğer yandan 214 bin 195 konut yapımı da planlama aşamasındadır.

TOKİ iştiraki Emlak Konut GYO tarafından, Arsa karşılığı ve gelir paylaşımı esasına dayalı gerçekleştirilen ihalelerle, 84 bin 658 adet konut üretimi gerçekleştirilmiş bu konutların satışından elde edilen 17,9 milyar TL’nin 9,8 milyar TL’si hasılat paylaşımı çerçevesinde TOKİ’ye kalmıştır.

TOKİ, kendi ihale ve inşa ettirdiği konutların satışından 29,6 milyar TL gelir elde etmiş, Müteahhit firmalara yapılan ödeme tutarı ise 37,3 milyar TL’ye ulaşmıştır.

Halen devam edenlerle birlikte, TOKİ tarafından bugüne kadar gerçekleştirilen 5065 ihalenin toplam tutarı 61 milyar TL’(30 milyar dolar!) dir.

TOKİ’nin ayrıca, çeşitli illerde belediyelerle ortaklaşa gerçekleştirdiği kentsel dönüşüm, gecekondu önleme ve gecekondu dönüşüm, adlarıyla yürüttüğü 222 projede üretilen konut sayısı 264 bin 811’dir.

TOKİ, bugüne kadar ürettiği 615 bin 643 konutun ardından, bu yılbaşından itibaren, ikinci 500 bin adetlik konut üretimi programını başlatmaya hazırlanmaktadır.

Yukarıda belirttiğim gibi, sadece konut üretimi değil aynı zamanda arsa karşılığı, gelir ve hasılat paylaşımı esasına dayalı lüks konut, rezidans, AVM inşaatları da gerçekleştiren TOKİ, diğer kamu kuruluşlarının, bakanlıkların, inşaat ve altyapı işlerini de kendi tekelinde projelendirerek, ihale edip, yürütmektedir. Stadyumlar, hastaneler, karakollar, okullar, kısaca tüm bakanlıkların inşaat-altyapı-taahhüt işleri, TOKİ üzerinden ihale edilmektedir. TOKİ AKP’nin ve Başbakanın “rant dağıtım merkezi”dir.

TOKİ’nin bugüne kadar gerçekleştirdiği projelerin toplam yatırım ve ihale tutarı belirttiğim gibi 61 milyar TL’dir (30 milyar dolar).

Üretilen konutların 106 bini lüks sınıfında olmak kaydıyla, 118 bin 550’si satılamamış durumda ve atıl konumda konut stokunda beklemektedir. Bu ekonomi için bir anlamda toprağa gömülen ve atıl tutulan bir ulusal kaynaktır. 30 milyar doların onda biri bile, yani 12 yıllık AKP iktidarında 3 milyar dolarlık bile sanayiye yatırım yapılamıştır. Kamunun elinde var olan sanayi kuruluşları da bu arada elden çıkartılmış, 48 milyar dolarlık özelleştirme geliri elde edilerek yine bu iktidar tarafından harcanmıştır.

Arsa karşılığı, kat karşılığı yada hasılat-gelir paylaşımı esasına göre, özel şirketlerle yapılan ortak konut, AVM, rezidans vb. projelerinden kaynaklı müteahhit firmalar ve TOKİ’nin elindeki elinde ciddi sayıda talep fazlası konut stoku bulunmaktadır. Gayrimenkul Yatırımcıları Derneği’nin (GYD) çalışmalarına göre, bu sayının 800 bini bulduğu ifade edilmektedir. Bir anlamda inşaat-konut sektöründe, her an patlamaya hazır, ciddi bir BALON söz konusudur.
Sanayiye, sınai üretim ve istihdama ayrılabilecek kaynaklar, toprağa gömülmekte, ülkenin dört bir yanında TOKİ eliyle satılmayı bekleyen onbinlerce konut, dükkanların kiralanması beklenen onlarca AVM, atıl vaziyette, ekonominin sırtında yük olarak durmaktadır. 

Ülkemizde giderek herkesin şikayetçi olduğu bir AVM konusu var. Dünya’daki durumla Türkiye’yi kıyaslayabilir misiniz?

Ülkemizde, AKP iktidarının AVM sevdası yüzünden, ülkenin dört bir yanında mantar gibi AVM açılırken bir yandan da devam eden onlarca AVM inşaatları söz konusudur. 

TOKİ’nin çeşitli yöntemlerle (doğrudan ihale, gelir paylaşımı, hasılat paylaşımı, arsa karşılığı vs.) gerçekleştirdiği Ticaret merkezleriyle, AVM’lerin sayısı bugüne kadar 495’e ulaşmıştır. Özellikle, plansız olarak yapılan AVM’lerden 41’i, bugüne kadar kapanmış durumdadır ve başka amaçlı kullanım seçenekleri aranmaktadır. 

Son olarak, İstanbul Bayrampaşa’da 400 milyon dolar yatırımla ve kamu bankalarından sağlanan finansmanla gerçekleştirilen ORA AVM kapanmıştır. 

TOKİ’nin arsa karşılığı ya da hasılat paylaşımı esasıyla, öncülük ettiği pek çok AVM projesi, kurulduğu civardaki yüzlerce küçük esnafın batmasına neden olduğu gibi, ORA AVM örneğinde ortaya çıktığı şekilde de, planlama ve proje yanlışları nedeniyle, bir süre sonra AVM kapanmakta, kamu kaynakları israf edilmiş olmaktadır.

TESK’in yayınladığı 6’şar aylık istatistiklere göre, 2005 yılından 2013 Haziran ayı sonuna kadar, AVM’lerin açıldığı illerde ya da bulundukları bölge ve semtlerde iş bırakıp, faaliyetine son veren, esnaf sicil kaydını sildiren küçük esnaf ve işyeri sayısı 1 milyon 137 bin 698’dir. 

Bir anlamda, aileleriyle birlikte 4 milyonu aşkın kişi, büyük bölümü TOKİ öncülüğünde projelendirilip gerçekleştirilen, kamu arazilerinin tahsisi, hasılat paylaşımı esası gibi uygulamalarla, plansız-hesapsız hayata geçirilen AVM furyasının kurbanı ve mağduru durumuna gelmiştir. Sanayiye, sınai üretim ve istihdama ayrılabilecek kaynaklar, toprağa gömülmektedir.
Son açılan Zorlu Center ile birlikte İstanbul’daki AVM sayısı 101’i, One Tower AVM ile birlikte de Ankara’da 32’yi bulmuştur. İstanbul, Ankara başta olmak üzere, büyük kentlerdeki kamuya ait arsa, lojman, arazi vb. dönüştürülmesi amacıyla, hasılat paylaşımı esasıyla açılan ihalelerin, TOKİ tarafından hazırlanan hemen tümünün projelerinde, (En son Ankara Or-An Maliye lojmanları projesinin inşaat planında da bir AVM yer almaktadır. Oysa 500 metre ileride, Panora AVM ve Kipa AVM bulunmaktadır.) mutlaka bir AVM yer almaktadır.

Türkiye, Avrupa’da “en hızlı AVM’leşme” açısından, Rusya’dan sonra (Yüzölçümü, ülke coğrafyası, nüfus gibi açılardan aradaki büyük farklılığa karşın) ikinci sıradadır. Amerika, Avrupa, Güney Kore, Japonya, Çin, nereye giderseniz, dünyanın hiçbir ülkesinde şehirlerin ortasında AVM göremezsiniz. Otomobilli yaşam tarzına paralel olarak, AVM’ler dünyada ortaya çıkmış ve kent merkezlerinin dışında, uzağında yapılanmıştır. 

AKP’nin kent anlayışına karşı sizin CHP olarak nasıl bir kent tahayyülünüz var?

AKP’nin kent anlayışının ne olduğunu, 12 yıla giren iktidarı boyunca gördük. Tarihe, doğaya, doğal dokuya, çevreye hatta insana saygısız, betonu önemseyen ve rantı her şeyin önünde başında gören, bir yapılaşma, kentleşme anlayışı. 3. Köprü, 3. Havaalanı için 2,5 milyon ağaç kesildiğini bizzat bakan açıklamıştır. Kanal İstanbul projesinin, tüm ekolojik dengeyi etkileyeceği, su kaynaklarını yok edeceği, çevre felaketine yol açacağı, bilimsel raporlarla ortaya konuldu. Buna karşın başbakan ve AKP hükümeti,  inatla belki de İstanbul’un, ülkenin geleceğini felakete sürükleyecek plansız-programsız bu projede ısrarlı. 3. Havaalanı ve 3. Köprü güzergâhlarının, çok önceden, hükümete yakın bazı gruplara sızdırıldığı ve buralardaki yurttaşlara ait arsaların, tarlaların ucuza kapatıldığı ortaya çıktı.
AKP, tıpkı “sadece rakamlardan ibaret, insansız ekonomi” anlayışı gibi, kentleri de insansız ve sadece binalardan, betondan, ranttan ibaret görmektedir.

Bizim kent ve kentleşme anlayışımız, planlı, insanı, doğayı ve çevreyi önemseyen,  çevre ve doğaya saygılı, önce yurttaşlarımızın yaşam kalitesini ilk planda tutan bir anlayıştır. Kamu arazilerinin, kamunun-toplumun çıkarları, özlem ve beklentileri doğrultusunda, kullanımını hedefleyen bir anlayış!

Belediyelerimize, yerel yönetimlerimize de sürekli bunu telkin ediyoruz. İstanbul’da, Bakırköy Belediyemizin milyarlarca liralık kazanç elde edebileceği yüzlerce dönümlük bir alanı rant için değil, Bakırköy halkının yaşam kalitesi için, doğa ve yeşil için değerlendirdiği Dev Botanik Parkı bunun somut örneğidir. 

Diğer belediyelerimizin, yaklaşımı da bu yöndedir. CHP iktidarında merkezi Hükümetin yaklaşımı da bu yönde olacaktır. Ormanların, yeşilin korunması, su kaynaklarının korunup zenginleştirilmesi, temiz, düzenli, insanca yaşanabilir kentler, kasabalar ana ilkemiz olacaktır. Tüm insanlarımızın mutlu ve sağlıklı bir kent ortamında yaşaması için, planlı bir yöntem izlenecek, hayata geçirilecektir. 

Türkiye’deki kent gelişimi ve bundan sonraki süreçte kent dinamiklerini nasıl okuyorsunuz, kentlerimizi nasıl bir gelecek bekliyor?

Türkiye hızla büyüyen gelişen ve bölgesinde, dünyada yakından izlenen bir ülke… Üç tarafı denizlerle çevrili, dört mevsimi birden yaşayabilen, doğal güzellikleri, tarihi ve kültürel varlıklarıyla, dünyanın en zengin ülkelerinden birisinde yaşıyoruz.
Ancak AKP yönetiminde Türkiye, aynı zamanda, çarpık kentleşmenin, yetersiz altyapının, ulaşım, trafik, çevre kirliliğinin de en yoğun olduğu ülkelerden birisi. Kent kültürünün tam olarak oluşamadığı, ekonomik sıkıntılar nedeniyle, bölgelerarası yoğun göçlerin yaşandığı bir coğrafyaya sahibiz. 

Öncelikli yaklaşımımız, insanlarımızın “doğdukları yerde doyabilecekleri, iş ve aş bulabilecekleri” bir ekonomik ortamı oluşturarak, yoğun iç göçü önlemek. 

Kırsal alanda tarımdan, üretimden kopan ve TÜİK verilerine göre sayısı 5 milyonu aşan çiftçimizi, yeniden üreten, tarlasını işleyen, alın terinin karşılığını alan bir konuma getirerek, köyünden kentlere gelip, işsiz ya da vasıfsız, her şeyi yapmaya razı bireyler olmaktan kurtarmak.

Yoğun göçün neden olduğu çarpık kentleşme ve gecekondulaşmanın hızını, bu şekilde kestikten sonra da, en az 5’er yıllık planlar dahilinde kentlerimizin dokusunu, altyapısını, ulaşım, eğlence, kültür, çalışma yaşamını organize edecek biçimde oluşturmak.

Tüm kentlerimizin kalıcı ve gelecek 25-50 yılını bugünden içeren, kentlerimizin gelişim yönlerini ve alanlarını bugünden belirleyen, kalıcı ve sağlıklı kent planları ortaya koymak.

Şehircilik anlamında, ulusal ve uluslararası düzeyde uzmanları devreye sokarak, bu alandaki entelektüel birikimi, kent halkının yaşam kalitesini yükseltecek şekilde devreye sokmak.

AVM’lerle ilgili düzenlemeyi, en kısa sürede yasalaştırarak, küçük işletmeleri, esnaf dayanışmasını ve mahalle-komşuluk kavramının içini doldurarak, kent ekonomilerini dinamik bir biçimde canlandırmak.

Tüm kentlerde, çöpleri yeraltı konteynerlerine alarak, temiz ve düzenli cadde ve sokakları olan, çöp santrallarıyla kendi elektriğinin önemli bölümünü üreten, çöplerden elde edilecek kompost gübreyle, organik sebze ve meyvesini en ucuz şekilde üreten ve tüketiciye ulaştıran kent yönetimleri oluşturmak. 

Kent halkının yönetime katılımı için, gerekli plan ve programları oluşturup, kent konseylerini etkin kılarak, kararlarda, gerektiğinde halkoylamasına kadar gidilebilecek, demokratik süreçlerin önünü açmak ve hayata geçirmek. Bu sıraladıklarımın dışında partimizin programında, çalışmalarında, yerel yönetimler birimimizin hazırlıkları arasında, çağdaş kentler ve kent yaşamını müreffeh kılacak, pek çok hedef ve projemiz bulunmaktadır.

0 comments on “ERDOĞAN TOPRAK: KENTLERİMİZ TOKİ TALANI İLE AVM YALANI ARASINA SIKIŞTIRILDI

Bir Yorum Yazın

%d blogcu bunu beğendi: