16-YENİ BİR KENTLİLİK KENT YAŞAM POLİTİKA

Kent hakları ve kentlinin hak arama yolları

Kent, hak ve hukuk kavramları, gelişen kentleşme ile daha sık gündemimize girdi. Kent nüfusunun artması sorunları ve çözümleri beraber düşünmeyi gerektiriyor. İyi bir kentte yaşamak, yaşadığımız kentin güzel olması, her şeyden öte “yaşanılabilir bir şehirde” hayat sürmek, herkesin istediğidir. Bunda bir tereddüt yoktur sanırım. Bu istek, bir şehirde yaşayanlara bir takım hak ve yükümlülükler getirir. Yükümlülüklerden kaçıp, hakkı talep etmek toplumumuza özgü müzmin bir sorun sanırım. Oysa bir kimse “ben iyi şeyler görmek istiyorum”, “güzel bir hizmet almak istiyorum” diyerek tüm beklentisini kendisi dışında arayan bir yol giremez. Karla mücadele, kültür varlıklarının tahrip edilmesi ve imar konusundaki sorunları gündeme geldikçe sıkça soracağımız üç sorumuz var:  

Bir şehri yaşanılabilir kılmak için biz ne yapıyoruz? 

Yöneticileri bu konuda nasıl uyarıyoruz? 

Hak arayışı kültürü nasıl gelişir? 

Türkiye’de bu soruların cevabı genellikle “seçimler ve sandık” gibi klişe sözler ile yanıt bulur. Oysa, hukuken “hak arama” ile “tercih etme” farklı bir durumdur. Seçimler bir tercih iken, hak arama sonucu itibarıyla yönetime katılmaya kadar ilerleyen bir serüveni içerir. Bu yazımızda, katılımın bir uzantısı olan ve yönetilenlerin seçimden seçime değil de aktif olarak yönetimin tüm sürecine dahil olabileceği hak arama yollarından bahsedeceğiz. 

Teorik dayanak 

Kent” kavramı hep konuşulan üzerinde yorumlar yapılan, eleştirilen bir olgudur. Kimileri kenti bir “mekân” olarak izah ederken, kimileri de “toplum” yaklaşımı ile açıklarlar. Ancak modern dünyanın meseleleri kurallar ile tahkim etme yaklaşımı, yeni bir kavramı ortaya çıkarmıştır: Kentli Hakları. Kentli hakları, bir kentin neleri içermesi gerektiği konusunda asgari şartları, diğer bir ifade ile çağın kentlerinde neler olması gerektiği konusunda bir düzey belirlemektedir. Kentli haklarının temelinde “insan hakları” fikri yatar. Bilineceği üzere bu kuram ortaya ilk atıldığında gündemimiz; yaşama, işkence, kölelik, zorla çalıştırılma konularıydı. Sonrasında bu kervana düşünce özgürlüğü, din ve vicdan hürriyeti, ayrımcılık yasağı, özel hayata saygı, dernekleşme konuları eklendi. İnsan hakları teorisi, bunu birçok metinde pratiğe dökmeyi başarabildi. Gelişen teori, ikinci kuşakta, sosyal güvenlik, sendika kurma, dinlenme, eğitim, kültürel yaşama katılma, sağlık, beslenme ve konut hakkı kavramlarını ele aldı. Bu serüvenin son döneminde kentli haklarını kuşatan “dayanışma hakları” bağlamına kadar gelmiştir. Dayanışma hakları, çevre, planlama, ortak varlıklardan istifade etme, barış, katılım gibi haklar olarak ifade edilmektedir. 

Kent ve hukuk

Yukarda basitçe izah ettiğimiz bu teorik temel, ulusal hukuklara yansıdı. Devletin konut ve planlama görevi karşımıza imar hukukunun, çevre ve toprağı koruma ödevi ise çevre mevzuatını ortaya çıkardı. Bu mevzuatlara su, kültür, yerel kalkınma, pozitif ayrımcılık konularını içeren diğer hukuki metinler eklendi. Bunlar hukuki düzenleme olarak bir yanda dururken, “kentli hakları” çatısında birleştirilip insan ve kent odaklı bir yaklaşım benimsendi. Bu manada kentte yaşamanın kurallar manzumesi gelişti. Artık kentte olmak bir takım hakları talep etmeyi gerektiriyor. Bu konuda net bir tanım yapmak imkânsız. Akademik yazılarda da net bir tanımının olmadığı belirtiliyor. Ancak bu tanımlara ve tartışmalara bakarsak, kentli haklarının birtakım unsurları ortaya çıkmaktadır.  Bir kentli şu yedi ana unsuru talep edebilir: 1. İyi planlanmış bir kent, 2. Kentsel çevrenin geliştirilmesi, 3. Dirençli ve sağlıklı barınma mekanları, 4. Sosyal ve kültürel imkanların geliştirilmesi, 5. Yerel kalkınmanın tahkim edilmesi, 6. Yönetim işlerin katılma ve fikir beyan etmek, 7. Dezavantajlı grupların gözetilmesi. 

Tam da bu noktada; kent ile hukuk arasındaki bağlantı konusunda eserlerinden istifade ettiğim  ve bu konularda yazmaya teşvik eden Prof.Dr. Mithat Arman Karasu’nun değerlendirmesini paylaşmak isterim: “Kentli hakları, yerel hizmetlerin etkinliğinin artırılmasında, ekonomik, sosyal ve kültürel olanakların yaratılmasında, yerel topluluk ve dayanışma duygusunun geliştirilmesinde ve yerel yönetimlerde etkin yurttaş katılımının teşvik edilmesinde önemli bir yere sahiptir. Kentli haklarının hayata geçirilmesi, demokrasinin yerel anlamda işletilmesi, insan haklarının yaygınlık kazanıp, uygulanması, kentsel yönetimlerin verimli hale getirilmesi, yerel inisiyatifin harekete geçirilmesi için zorunludur.” (TBB Dergisi, Sayı 78, 2008)

Haklarımızın içeriği

İyi bir planlama, kentin imar planları ile sınırlı değildir. Elektrik ağı, internet imkanları, ulaşım aksları, su şebekesi, kanalizasyonu başta olmak üzere diğer unsurları da kapsar.  Bir kentlinin bunların tamamının en iyi şekilde olmasını talep etmesi mümkündür. Bilineceği üzere planlama devletin bir ödevidir. Bu ödevin merkezi ve yerel idarelerin tamamının görevidir. Kentsel çevre de bunun kapsamındadır. Park alanları, dinlenme yerleri vb. mekânsal ihtiyaçlarda da planlamanın özel bir parçası olarak ele alınmalıdır. İklim etkilerine karşı korunma ve çevreye zarar vermeyen üretim yaklaşımı gibi unsurlar da bunun bir parçasıdır. Yaşanan deprem, yangın ve sel felaketleri bize, barınmanın sadece “konut stoku” ile değil, niteliği ile gündeme gelmesi gerektiğini göstermiştir. Konut artık bir haktır. Bu hakkın belirli şartları taşıması gerekir.  Bir kimsenin gelişimi sadece eğitim ve ekonomi politikaları ile ortaya çıkmaz. Modern dünya artık bir kentin kültürel ve sosyal faaliyetlerinin de olması halinde yaşanabilir şehir olarak nitelemektedir. Tiyatro, sinema, oyun alanları, yardım dernekleri, maddi olanağı olmayanların hizmetlere erişimi konuları da artık bir kentlinin hakkı olarak ele alınmaktadır. Aslolan bir şehrin kendine yetebilmesidir. Merkezi idareden destek almadan da ayakta durabilecek kentler, kendi varoluşunu gerçekleştirir ve sürdürebilir. Bu da kalkınma denilen gelişim biçiminin tabana yayılmasını, şehirlerden başlatılması gerekliliğini ortaya koyar. 

Yerel Kalkınma 

İçinde bulunduğumuz modern dünyanın kent tasavvuru ile tarihi kodlarımızın “şehir fikri” biri biriyle tam örtüşür diyemeyiz. Meseleyi kapital sancılar üzerinden okuyan ve “kriz-fırsat” döngüsünde seyreden modern dünya kentleri, pek tabii olarak kendine özgü ekonomik model öngören ve sosyal yapı, yaşayış tarzı benimseyen “eski kodlarımızın şehirleri” ile örtüşmez. Ancak sorun bu ikisi arasında kararsız kalınmak olarak da görülmemelidir. Kriz şehirlerin şaşkınlıktan dolayı çıkış yolu bulamamasıdır. Ortaya bir plan veya yol haritası koyamayışı da bundandır. Kalkınma dediğimiz olgu bu iki noktanın ortasında bir “açan el” olarak durmaktadır. Her şehrin kendi kararını verebilmesi için kalkınmacı yaklaşması gerekir. Bunun da hamasi değil bilimsel ve somut olası gerekir. Bir kentli hakkı olarak yerel kalkınma şunları içerir:  1.Kentin tüm ihtiyaçları için yeterli alt ve üst yapı donanımına sahip olmak, 2.Yerel kültürel değerleri korumak, 3.Yerel ekonomik seviyeyi geliştirmek, 4.Yerel ürün ve üretimleri, iyi pazarlara ulaştırmak, 5.Yerli girişimcileri teşvik etmek ve dış yatırımların kente katılmasını sağlamak, 6. Kent bilgi sistemiyle şehirlerin kolay kavranmasını sağlamak, 7. Gelirin adil dağıtılmasını temin etmek, 8. Tüm bunlar için sürdürülebilir bir reçete sunmak.

Katılım niçin önemli? 

Kentle ilgili sorunların temelinde “bizi seçtiniz ve artık yetki bizde” anlayışı var bence. Ve meselenin nirengi noktası da seçimde seçime halk ile muhatap olmayacağınız bir model geliştirmek daha basit ifade ile her an sırtınızı halka yaslayabileceğiniz bir mekanizma kurmak. Belediye mevzuatında olan ve tüm sorunları çözebilecek etkinliğe sahip bir katılım mekanizmasına dikkat çekmek isteriz. Bu da tahmin edileceği üzere kent konseyleridir. Ama katılımı bununla kısıtlamak da doğru değildir. Zira konseyler bir istişari organdır. Katılım konusunda asgari bir düzey taşır. Yerel yönetici bunu genişletip, şehrin tüm damarlarına sirayet edecek bir yapı da inşa edebilir ki beklenen odur. Konseyler şehirdeki, kamu birimlerinin, sivil toplum kuruluşlarının temsilcilerinden oluşan bir yapıdır. Konseylerin kararları, belediye meclislerinde öncelikle görüşülmek zorundadır. Bir kimse şehre dair meramını, kentte çözülmesini istediği bir konuyu, kent konseylerinin gündemine getirilmesini isteyebilir. Kentli haklarının en temel ikinci paradigması budur. Yönetimde seçimden seçime belirleyici olmak yetmez. Tüm süreçlerde fikir beyan edebilmek gerekir. Kentlinin bunu talep etmek hakkı vardır. Bu talebin bireysel veya kitlesel olarak dile getirilmesiyle mümkündür. 

Bir kentli hakkını nasıl arar? 

Şehrin sorunlarını dile getirirken kendi çapında çözümler üretmesi beklenir. Bu kimi zaman hayır işleri yapmak hatta bunu dernekleştirmek olabilir. Kimi zaman bir proje hazırlayıp idarecilere sunmak olabilir. Bu kimi zaman katkı şehre dair bir dergi çıkarmaktır. En basitinden temiz bir şehir için kirletmemek, yeşil bir kent için ağaç dikmek, kaldırımlarda yürürken zorlanmamak için dükkanının önündeki işgale son vermektir. Ama hukuken bir takım yollar vardır. Örnekler üzerinden yol gösterelim. Karla mücadele konusunda zarar gördünüz diyelim bununla ilgili yapmanız gereken şey, bu konuda kanunen görevli olan Büyükşehir belediyesinden zararı istemektir. Yol kenarına park ettiniz, tuzlama yetersiz olduğu için arabanıza bir başka araç çarptı diyelim, ilk muhatabınız sigorta olacaktır. Sigortanız yoksa, hizmet kusuru olan büyükşehir belediyesine karşı dava açmak mümkün. Sadece araçların kayıp çarpması olarak düşünmeyin. Arabanızı pazar yerine park ettiniz ve fakat kar yağdı, çatı çöktü ve arabanız pert! Bundan da ilgili belediye sorumlu. Bunun için başvuru yapıp zararınızı talep edip 30 gün içinde cevap verilmez ise konuyu idari yargıya taşımaktır. Ekmek fiyatlarındaki artış kararının beğenmediniz diyelim, odanın belirlediği fiyata itiraz ve itiraz kabul edilmez ise asliye hukuk mahkemesinde zam kararının iptalini isteme hakkınız var. İmar planı yapılıyor ve belediye meclisi toplantılarına alınmıyorsunuz. Böyle bir şeyin yapılması imkansız zira, Belediye Kanunu meclis toplantılarının aleni olacağını, ilgili yönetmelik de dışardan gelenlere yer ayrılacağını düzenleme altına almış. Sizi salona almamak bir suç teşkil edebilir! Gelelim imar planına dair davalara. Burada yapılan hatalar var ve yeşil alanlar konut alanına, deprem toplanma alanları konut alanına, konut alanları ticari alana dönüşüyor. Bundan bir kentli olarak rahatsız oldunuz. Yapacağınız şey, belediye başkanlığına başvurup ilgili meclis kararına itiraz edip, planın nasıl yapılması gerektiğini belirtmek. Talebiniz reddolunca veya cevap verilmeden 30 günlük süre bitince 60 gün içinde idare mahkemesine dava açmaktır. 

Kimler hak arayacak!

Kentte yaşayan herkes. Bunun cevabı çok basit ve nettir. Türk yargısının kabulüne göre,  hemşeri aktif dava edebilme hakkına sahip olan kişidir. Danıştay’ın kararlarındaki tespitler önemlidir: Hemşehrinin “belediye hizmetlerinden yararlanan kişilerin, hizmetin hukuka uygun yürütülüp, yürütülmediğini yargı önüne getirme haklarının bulunduğu, buna göre, arsa payı kat karşılığı ticaret merkezi yapımı işi ile ilgili idari işlemlerle davacının belde sakini olarak meşru, kişisel ve güncel menfaatinin etkileneceğinin ve dava açabileceği” kabul edilmelidir. (D.13.D. E.2008/10609) Danıştay herkesin ikamet ettiği beldenin hemşehrisi olması hasebiyle  belediye karar ve hizmetlerine katılma belediye faaliyetleri hakkında bilgilenme hakları olduğunu, bunun sonucu olarak da dava açabileceklerini karara bağlamıştır. (D.13D. E. 2016/2339) Yerel yönetimlerin ve yöneticilerin önündeki en önemli soru “ülke gündemi” değildir. Kentlinin, hemşerilerin sorunlarıdır. Süreç nereye evrilmektedir? Bu sualin cevabı sanırım New York belediye meclisinden gelmektedir: “ABD’nin New York kentinde yaşayıp ABD vatandaşı olmayanların yerel seçimlerde oy kullanmasına izin veren yasa tasarısı, şehir meclisinde ezici çoğunlukla kabul edildi.” 

0 comments on “Kent hakları ve kentlinin hak arama yolları

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: