POLİTİKA

KILIÇDAROĞLU, İNCE VE CHP’DE POLİTİK ÖZNE SORUNU

Halk Partisinde etkisi gittikçe kronikleşen bir kriz var. Geçtiğimiz kurultay bu bahsi geçen krizi önlemek bir yana mevcut ayrışma halini giderek daha da belirgin hale getirdi. Bu bağlamda Kılıçdaroğlu ile İnce arasındaki mücadele SHP’nin parçalanma sürecini tetikleyen Erdal İnönü-Deniz Baykal kavgasını hatırlatmakta. Deniz Baykal’nın Erdal İnönü’yü suçlarken kullandığı argüman setinin bir benzerini İnce de Kılıçdaroğlu için tekrarlamakta. Parti içi muhalefete göre genel başkan yetersiz ve politik bir özne olarak pasif bir konumda. Her ne kadar İnce ideolojik tartışmalara girmekten özenle kaçınsa da bu mücadelenin ideolojik bir yönü de var. Kılıçdaroğlu sadece Erdoğan karşısında yetersiz olmakla değil, aynı zamanda partinin kimliğini tahrip etmekle de suçlanıyor. Mevcut genel başkanın çalıştığı kadrolar partinin Atatürkçü ve hatta sosyal demokrat karakterini aşındıran bir politik söylem hattını benimsemiş durumdalar. İstanbul İl Başkanlığına seçilen Kaftancıoğlu örneğinde bir kez daha somut bir içeriğe büründüğü üzere HDP çizgisine yakın, politik ajanda da sosyalist jargonu benimsemiş kişiler partide hızla yükseliyor.

İdeolojik saflaşmayı besleyen başka argümanlar da var tabii. Bu argümanlardan ilki Alevilik meselesiyle ilgili. Bilindiği üzere Kılıçdaroğlu Alevi kimliğini vurgulamamaya özen gösteriyor. Kimlikçi siyasete mesafeli geleneksel cumhuriyetçi tavır korunmakta. Ancak örgüt içi ilişkiler bakımından Alevi kökenli kişilerin kayrıldığı, belediye başkanlığı, milletvekilliği, il başkanlığı ve kurultay delegeliği gibi kritik pozisyonlara Alevi kimliğiyle bilinen solcuların geldiği artık daha yüksek sesle dile getiriliyor. Bir diğer ayrışma noktası ise büyük kentlerle Anadolu arasındaki çekişme. Kurultay konuşmasında belediye rantına yaslanmış büyük kent delegelerini Anadolu adına mahkum eden İnce’nin söylemi parti içerisinde oldukça popüler. İnce başta olmak üzere pek çok kişi Kılıçdaroğlu’nun Batıdaki belediyelerden beslenen mutlu bir azınlıkla birlikte yola devam ettiğini düşünüyor. Bu iddianın ne ölçüde gerçeği yansıttığı meselesi tartışmaya açık. Ama algıların olgulardan daha belirleyici olduğu da bir gerçek. İnce’nin mutlu azınlık söylemi parti içi muhalefetin ekonomi politik boyutunu da gözler önüne sermekte. Halk Partisinin belediyeler üzerinden yarattığı servet ve birikim hep belli kesimlere akmakta. Bu akıştan faydalanamayan gruplar ve kişiler ihmal edildiklerini düşünüyor.

Kılıçdaroğlu’nun seçim başarısızlıkları Kılıçdaroğlu-İnce gerilimini mevcut durumu muhafaza etmek isteyenlerle değişim isteyenler arasındaki bir çekişme haline sokmakta. Kılıçdaroğlu liderliğindeki Halk Partisinin oy oranı epey bir süredir artmıyor. % 25 psikolojik bir sınıra dönüşmüş durumda. Aslında % 25 oy sağın bu denli konsolide olmadığı 90’lı yıllarda bir lidere başbakanlık getirebiliyordu. Süleyman Demirel, Necmettin Erbakan ve Bülent Ecevit Kılıçdaroğlu kadar oy alıp bu ülkeyi yönettiler. Ancak 2000’li yıllarda Türkiye siyasetini başka bir düzlemde ilerlemeye başladığı da açıkça ortada. AKP kendisi dışındaki tüm sağ partileri bir biçimde varlığında eritti. Genç Parti, ANAP, DYP ile başlayan listeye şu aralar MHP eklenmiş durumda. Ayrıca hem başkanlık hem de devletin İslamileşmesi tartışmaları bağlamında CHP gibi bir partinin seçmenleri adına mücadele ettiği tehlike 90’lı yıllarla karşılaştırılmayacak ölçüde büyük. Kılıçdaroğlu’nun her bir seçim yenilgisi CHP’li seçmenlerin hayata dair umutlarını biraz daha eritmekte. Devlet uzun süreden beri Atatürkçülere kapalı. Sivil toplum ise özellikle olağanüstü hal koşullarında ciddi ölçüde devletin muhafazakarlığı doğrultusunda dönüşüyor. Şüphesiz ki Kılıçdaroğlu CHP’si de boş durmuyor. Adalet yürüyüşünü hatırlayım mesela. Ancak ortaya konulan performans sosyal demokrat çevrelerdeki bozgun ve çekilme havasını ortadan kaldırmaya yetmemekte. Standart bir CHP seçmeni CHP liderliğine oyunu kerhen veriyor. Kılıçdaroğlu’nun Erdoğan karşısında seçim kazanacağına olan inanç oldukça düşük.

8 yıllık genel başkanlığın yarattığı kızgınlık ve küskünlüklerin Kılıçdaroğlu’nun hareket alanını daha da daralttığı açık. Üstelik parti içerisinde artık kimsenin saklamayacağı bir parti içi demokrasi sorunu var. Kılıçdaroğlu’nun adaylığına destek veren yaklaşık 300 delegenin oyunu İnce’ye vermesi demokrasi eksikliğinin geldiği noktayı gözler önüne seriyor.

Peki, şimdi ne olacak? Seçimin asıl galibi İnce. Moral üstünlük parti içi muhalefetin elinde. Bu şartlar altında hiçbir şey yokmuş gibi yola devam etmek olanaksız. Yakın dönem için iki olasılık ön plana çıkmakta: Kılıçdaroğlu parti içi muhalefete bir şeyler vermek zorunda. Örneğin İnce’nin tüzüğe koydurmak istediği maddelerin kabul edilmesi bir seçenek. Ya da potansiyel krizi reel bir çatışmaya dönüştürebilecek cumhurbaşkanlığı adayı açıklama sürecini daha demokratik yapmak zorunda parti liderliği. İhsanoğlu örneğinde olduğu üzere tabanın benimsemediği bir adayı partiye kabul ettirmesi artık imkansız. İkinci ihtimal ise ihraç seçeneği. İnce ve ekibi partiden atılabilir. Bahçeli’nin Akşener’e yaptığı şeyi yapabilir Kılıçdaroğlu. Ancak bu yol parti içi muhalefetle birlikte partiyi de çözecektir.

Lisans eğitimini Hacettepe Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümünde tamamladı. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümünde araştırma görevlisi olarak çalıştı. Aynı üniversitede 2014 yılında siyaset bilimi doktorasını tamamlayan Öztürk’ün çalışmaları daha çok siyaset felsefesi, siyaset teorisi ve siyaset sosyolojisi gibi alanlarda somutlaşmıştır. Halen Artvin Çoruh Üniversitesinde Doçent olarak görev yapmaktadır.

0 comments on “KILIÇDAROĞLU, İNCE VE CHP’DE POLİTİK ÖZNE SORUNU

Bir Yorum Yazın

%d blogcu bunu beğendi: