Dergiler POLİTİKA KENTSEL MUHALEFET: YENİ ÖRNEKLER

PROF.DR. ÇİLER DURSUN: ARTIK KİMSE GERÇEK ANLAMDA RADİKAL BİR MUHALEFET BEKLEMİYOR

Günümüzde dördüncü güç olarak tanımlanan medya, özellikle ana akım medya, hiç şüphesiz belli bir söylemin aracı olarak kullanılıyor. Peki, muhalefet için medya ne gibi olanaklar sunuyor? Medya bir muhalefet aracı olabilir mi?   

Medya bir muhalefet aracı olabilir. Zaten muhalefet gerçekleştiriyor bir ölçüde ama bu muhalefetin niteliğine bakmak gerekiyor. Yani muhalefetin günümüzdeki anlamı nedir? Nasıl işliyor, tüm bu kapitalist toplumsal formasyon içerisinde muhalif olmak ne demek? Bunları değerlendirdiğimiz zaman medyanın muhalefet yapma özelliğinin ne olduğu daha iyi anlaşılır.

Mevcut olanın, hâkim olanın yürüttüğü ilişkiler alanı içerisinde muhalif olmak; onun karşısında olan ilişkiler alanını belirleyen tüm unsurları eleştiren bir tarzda ya da orada olmayanı, eksik olanı, doğru olmayanı ortaya koyan bir tarzda olmak demektir. Fakat bu aynı zamanda radikalliğini uzun bir zamandır kaybetmiş bir muhalefet anlamına geliyor. Niye radikalliğini kaybetmiş?

1980’lerde yeni liberalizmin, yeni sağın yükselmeye başlamasıyla birlikte artık bu anlayışın, felsefesinin, her alanda yerleşiklik kazandığı, insanların toplumla ilişkilerinde tek başvuru noktası olarak yeni sağın değerlerini referans olarak aldığı bir aşamaya geçilmiş durumda. Böyle olduğu zaman yerleşik olanın belirleyiciliği ve gücü karşısında muhalefet, onda olmayanın işaret edilmesi, onun biraz daha iyi hale getirilmesi ya da düzgün işlemesi açısından bir şeyleri işaret etmekte sınırlı kalıyor. Hâlbuki muhalefetin Marksizmdeki anlamı çok daha başka bir şey, çok daha devrimci görüşü içeren bir anlam yüküne sahip. Uzun zamandır devrimin kelime anlamının bile olumsuz olan her şeyle yüklendiği, oldukça pejoratif kullanılmaya başlandığını düşündüğünüz zaman öyle bir muhalefetten bahsedemiyoruz artık. Topyekun değişimi, dönüşümü getirecek kadar radikalleşmiş, dili, söylemi, sözü, önerileri, projeleri hatta figürleri radikalleşmiş bir muhalefet değil karşımızda olan. Daha ehlileşmiş bir muhalefetle varolanın sınırları içerisinde bir hareketlenme anlamındaki muhalefetle karşı karşıyayız.

Sadece Türkiye için değil dünyanın bütün Batı demokrasilerinin fiili durumu bu halde görünüyor. Dolayısıyla partilerin hükümet ederken sırayla yer değiştirmelerini sağlayan kısıtlı bir değişimden ibaret bir muhalefet haline geldi. Yani ne üretim, ne bölüşüm ilişkilerine dair, ne de bunların nasıl yeniden nasıl yapılandırılacağına dair çok ciddi bir önerisi kalmamış gibi görünüyor. Sosyal demokrasinin de sorununun bu olduğunu düşünüyorum ben. Genel olarak muhalefet etmenin kendisi kötü bir şeymiş gibi belirmeye başladı. Günlük ilişkilerimizde de bunu yaşıyoruz. Birbirlerimizle ilişkilerimizde daha çok onaylayıcı durumdayız. Olanın belirleyiciliği içinde hareket ediyoruz, onun sınırları dışında, onu bozacak bir biçimde bir şey dile getiremiyoruz. Mevcuda baktığımızda da daha çok çoğunluk tarafından belirlenen, ortalamanın içinde kalan toplumsal bir bütünlük karşımıza çıkıyor. 

Ortalamanın dışına çıkaracak olan insanlar örseleniyor. Sendikalarda, siyasi partilerde, akademide kendine bu donanımı sağlamış olan, akli ve vicdani olarak başka yerde duran insanlara dönük yürütülen bir muhalafet etme tarzı var. Bu insanlar dilsizleştiriliyor, güçten düşürülüyor. Bunu siyasi, politik, akademik, bilim ve sanata dair bütün alanlar için söylüyorum. Hem medyada, hem bilimde, hem sanatta, hem siyasette sadece mevcut olanın kendisine bahşettiği sınırlar içerisinde dolaşan figürler karşımıza çıkıyor. Kimse bu anlamda gerçek, Marksist, radikal bir muhalefeti  gerçekleştiremiyor artık.

Bu çerçevede medyanın muhalefetine de baktığımız zaman, medyanın muhalefeti de aynen bu biçimde sürüyor. Örneğin Mardin’de Bilge köyünde gerçekleşmiş insanlık katliamına nasıl bakıldı; genel olarak tartışma çerçevesinin koruculuk sistemi ve o insanların trajideleri, kişisel anlaşmazlıkları etrafında kilitlendiğini görüyoruz. En fazla sistemik boyut gibi görünen koruculuk sistemini tartışıyoruz. Oysa ki, bu meselenin bu kadar acıklı bir biçimde karşımıza çıkmasında oradaki toplumsal yapının, ilişkiler sisteminin belirleyici olduğunu unutuyoruz. Hiçbir sosyolog, bilim insanı çıkıp da burada  feodal ilişkiler sistemine dayalı değerler ve anlayışlar içerisinde yaşamaya çalışan, dolayısıyla toplumsal yaşamı bu değerlerle oluşturan, feodalizmin getirdiği kapalılık özelliğine kıstırılmış insanların yaşadığı bir trajedi olduğunu söylemiyor. Feodalizmin Güneydoğu’daki varlığı gerçek bir sorgulamaya alınmıyor. Oysa sistemik bir sorgulama bunun yapılmasını gerektirir. Feodalizmi, ağalık yapısını, aşiret yapısını sorgulayacaksın. Aşiretin kendi içerisindeki ilişkilenme tarzını sorgulayacaksın. Bunu sorgulamaksızın, sadece bunu güvenlik ve koruculuk çerçevesinde ele almak konuyu polisiye bir konuya indirgemek oluyor. Sorun koruculuk sisteminin kalkması veya kalkmaması değil, bunun geri planındaki bütün o üretim ilişkilerinin kendisiyle alakalı. Toplumsal ilişkileri ve ona dayalı değerleri, anlayışları dikkate almanız gerekiyor. Bunu yapmadığınız zaman eksik ve temelsiz bir değerlendirme yapmış oluyorsunuz. Medya bunlara açık fakat sistemli, destekli, temelli bir soruşturmaya kapalı. Buna alan da açmıyor, dile getirilmesi için fırsat da vermiyor. Dolayısıyla toplumsal gündeme köklü konular girmiyor. Onun için mevcudun sınırları içerisinde bakılıyor muhalefete. Muhalefet pratik olanla ilgili olduğu kadar, çok köklü olanla da ilişkilendirilmesi gereken bir hareketlenme tarzı. Diğer türlü liberal muhalefet etme tarzı içerisinde kalıyorsunuz. Türkiye’deki durum da bu. Medya dördüncü güç olarak var. Yasama, yürütme, yargı yanında kamu vicdanının, kamu yararının dile getirildiği bir platform olarak duruyor ve aynen liberalizmin istediği tarzda iş görüyorlar.

Alternatif medya çalışmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Alternatif medyalar bir muhalefet aracı olarak görülebilir mi?

Şimdi Batı’da tabii alternatif medyanın gelişimi, yapılanması çok daha başka bir aşamaya geçmiş durumda, Türkiye için henüz o kadar boyutlu olduğunu söylemek mümkün değil. Alternatif medya dediğiniz zaman daha küçük grupların finansal desteği ile ayakta tutmaya çalıştıkları farklı olanı ifade etme deneyi geliyor aklımıza. Bunu da genellikle maliyeti daha düşük olduğu için elektronik ortamda gerçekleştiriyorlar. Yani internet, bilgisayar ortamı aracılığıyla oluşan bir içerik üretiminden bahsediyoruz. Bu tabii ne kadar yaygın, erişilebilir, sürekli olsa o kadar iyi. Alternatif anlamların ulaşılabileceği her mecra bu anlamda kayda değer görünüyor. Ama şunu da akıldan çıkarmamamız gerekiyor: Kitle medyası hala kitle medyası. Ne demek bu? Çok sayıda insanın günlük hayatının dokusu içerisinde onun dünya ile ilişkilenme tarzında belirleyici hala kitle medyası. Akşam televizyon izliyor, sabah gazetesini okuyor, gün boyu radyosunu dinliyor; dolayısıyla burada karşımıza çıkan nüfuz edicilik alternatif medya ile karşılaştırılamayacak ölçüde.

Kitle medyası deyince derin bir nüfuz edicilikten bahsediyorum, bizim kendimizin bile kişisel olarak farkına varamayacağımız ölçüde anlam alanlarımızı yapılandıran bir ortamdan bahsediyoruz. Alternatif medya bu anlamda bir nüfuz ediciliğe henüz sahip değil. Burada birbirleri ile ilişkilenerek muhalefet etmeye çalışan bütün unsurlar daha büyük bir kitleye ulaşsa bile onları harekete geçirme sorunu ile karşı karşıyalar. Bu alternatif medyanın doğası gereği böyle oluyor. Yani çok daha sınırlı sayıda insana ulaşan, sınırlı sayıda insanın çabaları ile ayakta duran ve gerçekten de çok radikal dönüşümlere işaret eden sözleri ortaya koyabilen bir medyadan bahsediyoruz. Bu kadar insanın zihnini açacak yeni dünyaları işaret edecek laflar çok kısıtlı bir çevrede sarf ediliyor. Bunu gözden geçirdiğimiz zaman alternatif medyanın da çok büyük bir dönüşümü vaat etmediğini görüyoruz. Alternatif medya çeşitli unsurları ile birlikte farklı olanın, olabilirliğini işaret etmek anlamında konumlanmış gibi görünüyor. Çünkü elektronik ortamdaki içerik üretimi insanları otomatik olarak politik etkinliğe yöneltmiyor. Kitle medyası da yöneltmiyor ama kitle medyasının şöyle bir yanı var; oradaki gördüğü gündelik içerikle karşısında kendisi eğer muhalif pozisyondaysa insanın içinde bir enerji, bir öfke oluşturuyor. Alternatif medya içeriklerinin yarattığı duygusal iç enerji bakımında değerlendirildiğinde, bunun politik bir yere kanalize edilmesi veya bir politik eylemlilikte karşılığını bulabilmesi daha mümkün gibi görünüyor. Diyelim ki televizyonda daha çok Cumhuriyet Mitingleri’nin gösterildiğini. Oradaki katılımı gördüğü zaman kendisi de bir sonraki mitingde bulunmak isteyebiliyor. Başka herhangi bir toplumsal muhalefet için de geçerli bu. Yani orada gördüğü şey o muhalif unsurun varlığını kanıtlayan bir şey. Kitle medyası aslında buna işaret etmiş oluyor. Alternatif medya orada artık bir varolmayı işaret eden bir şey değil, sistemik dönüşümün kendisini işaret eden bir şey. Onun için , sistemik dönüşümünü öne çıkarıyor.

Biz alternatif medyanın geri planında hangi çalışanların olduğunu, fikir işçilerini her zaman bilmeyebiliriz, çok farkında da olmayabiliriz ama oradaki radikalliği, başka bir radikalliğin kendisini işaret etmiş oluyor.

Yani buradaki varoluş ile alternatif medyada işaret edilen varoluş arasında bir fark var. Birisi farklı bir dünyanın olabilirliğine işaret ediyor. Kitle medyası ise mevcut sınırlar içerisinde her türden şeye bir ölçüde yanıt geliştirebilecek olan figürleri işaret etmiş oluyor. Bu nedenle alternatif medyayı önemsemek gerekiyor çünkü harekete dair olanı içeriklendiren, işaret eden şey alternatif medyadan çıkıyor. Yeni bir dünya ve bunun ile ilgili yapılabilecekler, işaret ediliyor. Yeni dünyanın daha eşitlikçi, daha adil olabileceğine, insanın insan olmaktan kaynaklı değeri üzerinden paylaşım ve dönüşümü yeniden düzenlemiş bir dünyanın olabilirliğini tasarlamamıza ve kendimizi bu dünyaya ait hissetmemize yardımcı oluyor.

Kitle medyasındaki içerik böyle değil, burada önemsizliğimizi sıradanlığımızı ve içinde yer aldığımız çaresizliği ortadan kaldırabilecek daha bizden yukarı figürler, kişiler, kurumlar, oluşumlar, kurtarıcılar işaret ediliyor. Alternatif medyada ise, ortaya çıkarılacak şey ne ise, onda katılımcıların herkesin payının olabileceği bir muhalefet imkanı sunulmuş oluyor.

Peki, alternatif medya her zaman muhalif midir?

Yani, alternatif medya alternatiftir. Batı’da alternatif medya, eleştirel ve radikal muhalif olmayı işaret eden bir medya aynı zamanda. Fakat bu içerikte, sistemi topyekun dönüştürmeyecek ölçüde kendine bir hayat alanı açmaya çalışan unsurlar da bulunabilir. Türkiye açısından baktığımızda, bu kadar radikalleşmiş bir içerik üretiminde bulunan bir alternatif medya ben göremiyorum. Ne toplumsal cinsiyet eşitsizlikleri ile mücadele eden gruplar açısından, ne sınıf mücadelesi yürüten kesimler, ne etnik ayrışmalar üzerinden konumlanmış olan muhalif medya açısından bu ölçüde radikalleşmiş ve dünyayı herkes için daha iyi bir yer yapmaya projeleri olan bir içerik üretimi de yok. Meseleleri daha kısmi daha kendilerine dair, daha parçalı bir biçimde algılayarak muhalefet eden bir medyadan bahsediyoruz. Alternatif medyanın her zaman muhalefet etmediğini, ama etmesi gerektiğini, yani asıl muhalefet olanağının burada olduğunu, yeni bir dünyayı kurabilecek harekete insanın yazgılı olduğunu söylediğimiz ölçüde, bu medyanın muhalefet etmek zorunda olduğunu da söylemememiz gerekiyor.

İnternet üzerinden gazetecilik yapmaya çalışan sitelerin güvenilirliği sorgulansa da internet kullanımı sanırım birçok olanak sunuyor alternatif medya için. Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?

Yani internet ya da elektronik Medya ucuz olmakla birlikte, belirli bir elektronik okur yazarlığı gerektiriyor. Kişilerin bu elektronik aletlere ve o aletleri kullanabilecek bir altyapıya sahip olmaları gerektiğini bilmemiz gerekiyor. Türkiye için baktığımız zaman bu imkan, metropol kentleri dışında çok yok. Herkes kolaylıkla bilgisayara erişemiyor, kullanamıyor, bilgisayar okur yazarlığı edinmiş değil. Dolayısıyla, yaygınlaşmasını, daha katılımcı olmasını daha fazla insana ulaşmasını beklemek bu anlamda da zor. Sizin sorduğunuz soru açısından bakıldığı zaman hem bir altyapı sorunu var, onun yarattığı olanaksızlık var hem de biraz medya dışına toplumsal alanın kendisine bakmak gerekiyor. Şimdi dayanışma bağlamında toplumsal bağları zayıflatan zihniyetin hakim olduğu süreçlerden geçiyor toplumlar. Neoliberalizm böyle bir şey. Her koyun kendi bacağından asılır. Herkes kendi derdine kendi ölçüsünde çare bulmaya çalışacak, sendikalaşma baltalanmış durumda, siyasi partilerin yapılanmaları son derece otoriter yapılanmalar haline gelmiş durumda. İnsanların bir araya gelip kendi ortak sorunlarına çözümler arayabilecekleri başka ortamları kurabilmeleri zorlaşıyor gittikçe. İş yerinde yapamıyorsunuz, özel yaşantı diye ayrılan işlik dışı yaşantı içerisinde zaten ancak ailenize ve yakın çevrenize zaman ayırarak dolduruyorsunuz ya da kendinize ayırıyorsunuz o zamanı. Dolayısıyla genel bir zihniyet çözüşülüşü var bununla ilgili. Dayanışmacı ve ortaklaşmacı davranma tarzının, toplumsal bütünlüğün böyle davranabilme tarzının felç edildiğini görmek gerekiyor. Bu böyle olduğu zaman ister alternatif medya olsun, ister olmasın fark etmiyor. Her iki medya açısından da davranamama halini çözecek bir çözüm medyadan gelmeyecek. Ne alternatif medyadan gelir, ne kitle medyasından gelir. Bu bütünüyle buna dair kurumsal yapıların yasal düzenlemelerin oluşturulmasıyla ilgili bir şey. Fiili altyapısının oluşturulmuş olması gerekiyor. Halbuki yeni liberalizm nedir? Mevcut olan refah devleti dönemindeki altyapının ortadan kaldırılması ve bu altyapı ortadan kaldırılırken buna da bir mantığın eşlik etmesi gerekiyordu.

Dayanışmacı ilişkilenmelerden çözülmüş atomize bireyin, kendisini böyle görerek bunu normal kabul edeceği bir mantığın eşlik etmesi gerekiyordu. Onun başarıldığını düşünüyorum ben. Özellikle 80 sonrası doğmuş olan kuşaklar için bakıyorsunuz, hakikaten böyle bir şey var. Geçmişteki o dayanışmacı birlikteliklerin anlamları içerisinde dolaşmayan ölçüde bireyselleşmiş bir biçimde yerleşiyorlar dünyaya. Ve birbirleriyle de ilişkileri rekabetçi ve bireyselleşmiş.

Bütün bunlardan dolayı zaten alternatif medyadan olağanüstü bir dayanışmayı getirecek politik bir mecra olmasını beklemek de çok anlamlı görünmüyor. Yani söylemeye çalıştığım şey muhalefete hakkını vererek muhalif içerik ortaya konabilir. Ama muhalefetin diğer unsuru olan politik etkinlik alanında, o enerjilerin politik hareketlere aktarılmasında bir potansiyele sahip olduğunu pek zannetmiyorum. Keşke olsa…

Orada kitle medyası daha avantajlı.

Böyle bir olanak mı sunuyor kitle medyası?

Sunmuyor. Onun muhalefet yapma tarzı farklı. Teknik olarak, kitle medyasının sahip olduğu olanaklara alternatif medya sahip değil. Alternatif medyanın radikalleşmiş muhalefet etme imkanını kitle medyası zaten reddediyor. Öyle bir radikalleşmiş muhalefet anlayışı yerleşmiş değil.

Yani internet ne kadar özgürleştirilmiş bir alan olarak karşımıza çıksa da aynı şeye devam ediyor diyorsunuz, çünkü yeterli sayıda insana ulaşamıyor.

Baktığınız zaman hem yeterli sayıda insana ulaşamıyor hem de haberlerin altına yapılan okuyucu yorumlarını okuduğunuzda konuyla ilgili iki ya da üç pozisyonun, konumun üretildiğini görüyorsunuz. En fazla ne kadar radikal, dönüştürücü olabiliyor diye incelediğinizde hakikaten sistemik bir şey yok. Sisteme dair bir yakınma değerlendirme, bir açmaza işaret eden bir içeriği olan bir şey yok. Okuyucu yorumlarında da görmüyorsunuz. Bu ne anlama geliyor? Demek ki hep belirli, sınırlı görme tarzı içerisinde bakıyoruz etrafımızda olup bitenlere. O görme tarzını değiştirebilecek anlamları üretme konusunda alternatif medyanın erişim meselesi var. Aşamadığı, aşması zor görünen, aşılması zaman alacak bir şey diye düşünüyorum.

Yerel basın hakkında ne düşünüyorsunuz?

Türkiye’de yerel basın zaten öteden beri yerel basın olamama sorunuyla meşgul. Kendi bölgesinde, ilinde, çevresinde olan bitenin haberini verirken, adeta bir ilan ya da reklam panosu gibi içerik üreten gazeteler karşımıza çıkıyordu. Şimdi biraz daha farklılaşmaya başlıyor herhalde. En azından belirli bölgeler için kendi yaşam alanlarında olup bitenlerin eleştirisini yapan, sadece duyurusunu ya da sergilemesini, gösterisini değil de, orada olup biten rahatsızlık veren konuların arka planını sergileme konusunda biraz daha istekli bir yerel medyayı -daha çok batı ve kıyı bölgeleri için- görmek mümkün. Finans sıkıntısı ilan ve reklamlara bağlı olunması, oradaki içerik üretimi anlamında sahiplik yapısı sorunları var. Genellikle gazetenin sahibi esnaf ya da eşraftan birileri de olabiliyor. Ticari faaliyet gibi bakılan bir şey olduğu için henüz tam batıdaki yerel medya olarak karşımıza çıkmıyor Türkiye’deki yerel medya. ABD’deki yerel medyayı düşündüğünüz zaman, her bölgenin, her eyaletin, eyaletin içerisindeki değişik kentlerin kasabaların, kendi yayınları var. Onlarca yayını var. Küçük kasabaya bile gittiğiniz zaman otobüs duraklarında çok küçük bir ücret karşılığında ya da hiç ücretsiz hemen gazetenizi edinebileceğiniz sistemi de geliştirmişler

Yerel medyadan bahsediyoruz. Coğrafyanın büyüklüğüne koşut olarak gerçek anlamını oluşturmuş bir yerel medya. Türkiye için öyle bir yerel medya yapılanması yok, genellikle İstanbul ve Ankara gibi, büyük kentlerden akan haberlerle oluşan içerik nasıl kitle medyasında yaygınsa, yerel medya da belirli bu yapılanma. Yani yerellik anlayışı yerel medya için coğrafi anlamda yerellik gibi görünüyor. Bir erişim alanı içerisinde yayın yapıyorlar, bu içerikte hiçbir muhalif unsur uzun süreli bulunmuyor. Bir duyuru ve ilan panosu gibi içerik üretiyorlar. Biraz da o yerel ortamdaki önemli konulardaki şahsiyetlerin ve figürlerin yaptıkları etkinliklerin duyurusu gibi işlev görüyor. Politik, bürokratik veya yönetsel makamlarda mevkilerde olanların yaptıklarını takip eden bir tarz; cemiyet haberciliği gibi de işlev görüyor. Bu da yerel medyanın muhalefet nosyonunu azaltmış oluyor. 

Bugün muhalif insanlar için medya imkanlar tanıyor mu? Medyayı nasıl kullanabilirler? Bu bir araç olabilir mi onlara? Sadece interneti mi kullanabilirler? Gazete çıkarmak çok zor. Kitle medyası belli bir görüşün altında belli bir söylemi yayıyor. Ve onun sınırlarının dışına çıkmak çok zor. Herhangi bir fırsat var mı muhalefet için? Bu kanalları kullanabilirler mi?

Kendi kanallarını oluşturması anlamında muhalif unsurların yerel medya ya da alternatif medyayı da mutlaka göz önüne almaları gerekiyor. Fakat bir yandan da oradaki üretim süreçlerini dönüştürmeleri gerekiyor. Üretilen içeriğin kendisinin de zaman zaman dönüştürülmesi gerekiyor. Yani hali hazırda böyle kanallar var. Yerel medya içerisinden muhalefet yapmak, “söz söylediğimiz zaman muhalefet yapmış oluruz” denilemeyecek kadar ciddiye alınması gereken bir mesele.  Diyelim ki, yerel medya içindeki iş örgütlenmesinde yani çalışanlarınızı toplu sözleşmeli sendikalı yapabiliyor musunuz, gazeteciler sendikasına üye yapabiliyor musunuz veya sigortalı yapabiliyor musunuz? Oradaki işlikteki işler daha demokratik bir niteliğe sahip mi? Yoksa baskı parasını veren, maliyetini karşılayanın dediği mi oluyor?

Yapının kendi yapılanmasının da demokratik ve katılımcı özelliklere sahip olması gerekiyor. Oradaki her şeyin dayanışma ve ortaklaşa bir anlayışla üretiliyor olması gerekiyor. Yani kitle medyasının içerik üretim ortamlarının yapılanmasından daha farklı olması gerekiyor ki yapıdan ortaya çıkan anlamlar da ona uygun olarak farklılaşabilsin. Onun küçük bir kopyası ya da yerel bir modeli olarak yapılandığı zaman şunu bilmemiz gerekiyor; bu tür medya içerisindeki ne kadar muhalefet konumu olursa olsun, insanların zihniyetleri anlayışları da dönüşmüyor. O pratiklerin kendisinin de kitle medyası pratiklerinden farklılaşmış olması gerekiyor. Muhalefetin kendisi bu pratiklerin farklılaşmış olduğunu garantilemiyor.

Alternatif medya kurmuş olabilirsiniz, bir haberleşme ağı ve siteniz vardır. Ama içinde geri planda görmediğimiz daha otokratik, daha otoriter bir yapılanma içerisinde kurmuş olabilirsiniz. O zaman üretilen içeriğin kendisinin bir anlamı kalmıyor. Burada bir geçişlilik olması gerekiyor. Üretim sürecinin de bir alternatif olarak kuruluyor olması gerekiyor. Mesela benim önemsediğim bir konuya dair yazdığım bir metni alternatif medyaya gönderdiğim zaman onun orada değerlendirilip yayınlanabileceğini ve böyle farklı içerik üretimine dair imkanların olduğunu bilmem gerekiyor. Alternatif medyayı da çıkaran bir avuç insanın kendi görüşlerini dile getirdikleri kapalı bir ortam olmaktan çıkması gerekiyor. İçerik üretimine dair yeni yollar, yeni tarzlar, yeni sözler, yeni dillerin ortaya çıkmasına imkan vermesi gerekiyor. Diyelim ki  büyük gazetelerde okuyucu, okur muhabirler var. Kendi etrafında çevresinde yaşadığı yerde veya ortamda olup bitene dair küçük haberleri derleyen yurttaş haberciliği adı altında karşımıza çıkarıyorlar. Fakat oradaki haberlerin diline, anlatımına, seçmelerine bakıldığı zaman kitle medyasının zihniyetinin önemsediği şeylerin bu haberlerin seçiminde de, aktarımında da işbaşında olduğunu görüyoruz. Yurttaş haberciliği dediğimiz şey, en iyi haberci olan yurttaş kişinin haberinin girebileceği küçük alan gibi düşünülmüş oluyor.  Kitle medyasındaki haberciler gibi yazabildiğimiz, konuyu onlar gibi çerçevelendirdiğimiz ölçüde, haberimizin haberleşeceğini bilerek ona göre bir anlatım ve dil içine yerleşiyoruz. Bu farklı bir dil, anlatım, görme tarzı, ifadelendirme tarzını açtığı ölçüde alternatif medya da medya olabilir. İnternetteki yapılarda öyle, konvansiyonel bir yapılanma var.

Muhalif olmak sadece bu dünya kötü, şöyle iyi bir dünya var, bu dünyayı oluşturmak için şunları hadi gelin birlikte yapalım demek  değildir. Bu dünyanın kötü bir dünya olduğunu kim diyor? Sadece alternatif medya içeriklerinin üreticileri mi diyor? Veya kitle içeriği ile ilişkilenen taraflar da buna katılabiliyor mu? Veya nasıl katılıyorlar? Yeni şeye dair doktrinel bir tarzda mı söyleniyor bu? En ütopik olan görüşe, kurguya bile açılmış mıdır o alan? İnsanların muhalefet ediyor olması at gözlüklerini çıkarmış olduğu anlamına gelmiyor. Dünya ile ilişkilenirken o at gözlükleriyle huysuz bir at olarak devam edebiliyor hayatına. Bunun önüne geçmek gerekiyor. Muhalefeti önemseyerek daha farklı bir şey sunmak gerekiyor o anlamda.

Yrd. Doç. Dr. TED Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Yardımcı-Geyikçi lisans derecesini 2006 yılında Uluslararası İlişkiler alanında Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nden, yüksek lisans derecesini ise Avrupa Çalışmaları alanında Maastricht Üniversitesi’nden aldı. Doktora çalışmalarını Essex Üniversitesi, Siyaset Bilimi Bölümü’nde 2013 yılında tamamlayan Yardımcı-Geyikçi, tezinde partiler, parti sistemleri ve demokratikleşme konularına odaklandı. Doktora sürecinde araştırma ve öğretim asistanı olarak çalışan Yardımcı-Geyikçi, doktorasını tamamladıktan sonra yarı zamanlı olarak Bilkent Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü’nde karşılaştırmalı siyaset ve uluslararası ilişkiler konularında dersler verdi. Yardımcı-Geyikçi Aralık 2015'te Bilkent Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü'nden ikinci doktora derecesini aldı. Birçok ulusal ve uluslararası konferansta tebliğ sunan Yardımcı-Geyikçi’nin yayınlanmış uluslararası makaleleri bulunmaktadır. Yeni demokrasilerde siyasal partiler, parti sistemleri ve temsiliyet konularında çalışmaktadır.

0 comments on “PROF.DR. ÇİLER DURSUN: ARTIK KİMSE GERÇEK ANLAMDA RADİKAL BİR MUHALEFET BEKLEMİYOR

Bir Yorum Yazın

%d blogcu bunu beğendi: