POLİTİKA

SEÇİME DOĞRU

Muhafazakarlık, liberalizm ve İslamcılıktan kotarılmış öğeler AKP liderliğinde kristalize olan burjuva hegemonyasının içeriğini ifade ediyor. Kendisini muhafazakar hegemonyanın dışında konumlandıran ve salt bu nedenden dolayı ötekileştirilmiş biz azınlıkta kalan yurttaşlar için ise hayat hiç de kolay değil. Muhafazakar burjuvazinin güdümündeki devlet ve gittikçe daha acımasız hale gelen kapitalizmin saldırılarına karşı ne sivil toplum ne aile ne de üniversite güvenli sığınaklar. Özgürlükler alanı her geçen gün daha da daralıyor, iktidarın uygun görmediği her faaliyet yasa dışı, her gösteri gazlanıyor, her aktivist terörist muamelesi görüyor. Bu arada içki yasakları ve çok çocuk doğurmaya/doğurtmaya dair geleneksel aile baskısıyla da boğuşuyoruz.

2 Kasım sabahından itibaren ise rejimin muhalif kesimler üzerindeki etkisi daha da arttı. Pek çok gazete ve televizyon kapandı. Eylemler yasaklandı, üniversitelerin işten atma işlemlerinde dramatik bir artış oldu. Bu konjonktür içerisinde rejim dışarıda Suriye’ye, içeride ise başkanlığa kilitlenmiş durumda. Bu iki husus hem muhafazakar hegemonyanın potansiyel gücünün sınırları bakımından bir test alanı hem de bu gücün güncel reel politik hedeflerine karşılık geliyor. Suriye’de işlerin iktidarın istek ve arzusu doğrultusunda gelişmediği çok açık. Esad devrilmediği gibi Esad’ı da içeren bir seküler Suriye konusunda büyük güçler arasında bir mutabakat oluştu. PKK’nın Suriye kolu gelinen durumdan en çok kazançlı çıkan güç. PKK’nin vites yükseltip ülkenin güneydoğusunu kan gölüne çevirmesi biraz da Suriye iç savaşında sağladığı avantajlı konumun yarattığı özgüvenin bir eseri. İçeride ise durum Erdoğan’ın lehine gibi görünüyor. AKP karşıtı muhalefet tarihin en zayıf günlerini yaşamakta. Çünkü MHP bölünmek üzere. Bahçeli’nin antidemokratik tavrı nedeniyle yapılamayan kurultay iç çekişmeleri hızlandırdı. Sayısızca örgüt görevden alındı. MHP tabanı Bahçeli’ye olan güvenini kaybetti. Dahası PKK’ya karşı verilen mücadelenin AKP’yi MHP seçmeninin gözünde daha cazip bir seçenek haline getirdiğini söyleyebiliriz.

HDP’nin durumu da MHP’den farklı değil. PKK şiddetine karşı duramamaları HDP’yi itibarsızlaştırdı. Bugünün HDP’si Ankara’da servisleri bombalayıp insanları acımasızca öldüren PKK’yı açıkça kınayamayan, hatta milletvekili düzeyinde teröristlere taziye veren bir yapı. Güneydoğu’da sürüp giden çatışmalar demografik yapıyı değiştirdi. Bölge insanı devlet şiddetinden de PKK şiddetinden de bıkmış durumda. HDP böyle bir ortamda bir üçüncü ses olarak sivil taleplere karşı daha duyarlı bir dil geliştirebilirdi. Ama bunun yerine Türk milliyetçilerinin ön yargılarını haklı çıkaran bir politikada karar kıldı. Ortaya çıkan enkaz o kadar büyük ki HDP’nin 2016 sonbaharı gibi beklenen seçime parti olarak katılması oldukça zor. Ayrıca Erdoğan’ın fezlekeleri işleme koyun baskısı bir ölümcül senaryo olarak karşımızda duruyor. Demirtaş başta olmak üzere pek çok HDP’li siyasetçinin tutuklanmasına şahit olabiliriz bu yıl içerisinde.

CHP ise diğer iki muhalif partiye göre daha sağlam gibi görünse de çalkantı ve aşınma orada da etkisini gösteriyor. Parti içi muhalefetin Kılıçdaroğlu’nun karşısına aday çıkaramamış olması mevcut liderliğinin partideki güçlü konumunu ortaya koyuyor. Ancak ortada hiç de iyimser bir tablo yok. Çünkü kurultay delegelerin neredeyse tamamı 1 Kasım’ı takip eden zaman diliminde genel merkezin ağırlığını koyduğu bir kongreler sürecinde değiştirildi. Ama bu yeniden seçilen veya atanan delegelerin ¼’i kurultayda Kılıçdaroğlu’na oy vermedi. Dahası delege hesabından bağımsız olarak tabanda pek çok kişi Kılıçdaroğlu’u iyi niyetli ama yine de başarısız buluyor. AKP karşısında alınan sayısız seçim yenilgisinden sonra genel başkanın görevi bırakmaması eleştirilmekte. Ayrıca Baykal’ın son beyanatlarında açık bir şekilde ortaya çıktığı üzere parti içerisinde hatırı sayılır sayıda kişi Halk Partisindeki yegane sorunun oy oranlarındaki durgunluktan ibaret olmadığı kanaatinde. CHP’nin Alevi partisi haline geldiği ve CHP’nin HDP’leştiği iddiaları artık daha yüksek perdeden dile getiriliyor. Tüm bu karşılıklı eleştiri ve suçlamalar Kılıçdaroğlu’nun liderliğine yönelik hazır ve güçlü bir parti içi muhalefetin varlığına işaret etmekte. Er ya da geç bir hesaplaşma kaçınılmaz. Ama tabii ki yine de durum MHP’deki kadar dramatik değil.

Muhalefetin bu vaziyeti, içerisinde başkanlık olan anayasaya taslağına muhalefet partilerinin oy vermediği gerçeğiyle birlikte düşünüldüğünde AKP için geriye tek bir seçenek kalıyor: Seçim. İktidar partisi sarayın yönlendirmesiyle ülkeyi seçime götürecek. Muhalefet kendini toplamazsa bu seçim parlamenter sistem içerisinde yaptığımız son seçim olabilir. 

0 comments on “SEÇİME DOĞRU

Bir Yorum Yazın

%d blogcu bunu beğendi: