Dergiler POLİTİKA SİYASETİN FİNANSMANI

SİYASETİN VE SEÇİM KAMPANYALARININ FİNANSMANI

​Demokratik sistemlerde siyasetin finansmanı başlıca iki nedenle önem taşımaktadır. Öncelikle, seçimlere katılan siyasi partiler ve adaylar DEMOKRASİ’nin önemli unsurlarıdırlar. İkinci olarak, siyasi partilerin finansmanı, YOLSUZLUK için uygun bir ortam oluşturabilmektedir.

Siyasetin finansmanı ve seçim kampanyaları bize, gelişmiş ve yerleşik batı demokrasilerini de kapsayacak bir biçimde gayrimeşru ve yasa dışı finansman kaynaklarının devreye girdiğini göstermektedir.

Siyasetin finansmanı sadece bir beyan konusu olmanın ötesinde farklı ve etkileşimli birçok konuyla ilişkilidir. Kamu kaynaklarının bir parti ya da aday lehine ya da diğerlerinin aleyhine seçim kampanyasında kullanılmasından “üçüncü kişilerin” (third party) kampanyaları etkilemesine kadar birçok konu dikkate alınmaktadır. Bir ülkedeki siyasal sistem yanında, özellikle seçim sistemi ile aday belirleme yöntemleri siyasetin ve seçim kampanyalarının niteliği ve kapsamını büyük oranda belirlemektedir. Başkanlık ya da yarı başkanlık sistemleri ile parlamenter sistemlerde aday ya da parti merkezli finansman modellerinin gelişmesine neden olmaktadır. Kuşkusuz bir ülkedeki ekonomik model ile siyasetin finansmanı modelleri arasında karşılıklı bir ilişki bulunduğunu söylemek olanaklıdır.

Yolsuzluk ve benzeri eylemler kayıtdışılığın siyaset süreciyle yakın ilişkiye girmesine neden olurken, hesap verebilirlik gibi demokrasinin olmazsa olmazı bir unsuru önemsizleştirmektedir. Yolsuzluk para aracılığıyla değişik biçimlerde toplumun değişik katmanlarına nüfuz etmektedir. Kamu kaynakları israf edilirken, kaynakların yeniden dağıtılması sürecinde eşitsizlikçi uygulamalar yaygınlaşmaktadır.

Yolsuzlukla mücadele kadar önemli bir diğer süreç ise demokrasinin tüm araçlarıyla yerleştirilmesi ve içselleştirilmesidir. İfade ve düşünceyi açıklama özgürlüğü, eşitlikçi ve rekabetçi bir katılım ortamı demokratik temsilin gerçekleşmesini sağlar.

Siyasetin tümüyle özel çıkarların etkisinde kalmasını azaltmak amacıyla kamu kaynaklarından partilere ve adaylara desteğin adil ve eşitlikçi olmayışı sorunlar yaratmaktadır. Bir yandan, beyan ettikleri gelir kaynakları büyük oranda devlet yardımından oluşan kartel partileri kuralları kendi çıkarlarına yönelik düzenleyerek yeni partilerin oluşum ve gelişimini engellenmektedirler. Öte yandan, devlet yardımından yoksun ya da kamu politikalarını belirleme gücünden uzak olan muhalefet partileri iktidara gelme olasılıkları çok az olduğundan, bağış desteği de bulamamaktadırlar.

Rekabetçi bir siyasal (parti) sisteminin oluşmasında başta seçim sistemi olmak üzere birçok unsur etkilidir, ancak bunlar arasında mali kaynaklar önde gelir. Bu nedenle, siyasetin finansmanı siyasette fırsat eşitliğinin sağlanmasında önemli bir unsurdur. Bu bağlamda, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ifade (Madde 10) ve örgütlenme özgürlüğü (Madde 11) ile seçimlerin düzenli ve özgür bir biçimde yapılmasını (Birinci Protokol Madde 3) emreden hükümlerinin siyasetin finansmanı konusu düzenlenirken dikkate alınması gerekir.

Sadece seçim kampanyalarında değil iki seçim arasında da parasal kaynaklara duyulan gereksinim artmaktadır. Para, hem seçimlerde ekonomik gücün siyasal güce dönüşmesi, hem de bireylerin ve grupların siyasette etki ve güç oluşturmaya çalışmalarında etkindir. Daha önemlisi, her düzeyde –yerel, bölgesel, ulusal ve ulus üstü- karar alma ve uygulama yetkisine sahip olan iktidarlar, ihale ve istihdam başta olmak üzere ellerindeki kamusal gücün yardımıyla parasal olmayan kaynakları “siyasal nitelikte paraya” dönüştürebilirler.

Seçim kampanyalarında ileri teknoloji ve stratejiler yaygın bir biçimde kullanılmaktadır. Özel radyo ve televizyon kanalları, sosyal medya ve diğer “bağımsız” iletişim araçları, devletin elindeki her türlü izleme ve denetim araçları aracılığıyla siyasi iktidarlar tarafından “baskılanabilmekte” ya da bu kaynaklar “tek yanlı propaganda” aracı olarak kullanılabilmektedir.

Seçimlerden önce aday belirleme sürecinde başta “cinsiyet eşitsizliği” olmak üzere demokratik olmayan ve rekabeti engelleyen usul ve kurallar temsil ve şeffaflık alanlarında ön engeller olarak tüm siyaseti rehin almaktadır. Seçilen adaylar kendilerine oy veren seçmenlerden ziyade listede kendilerini belli sıraya yerleştiren parti karar kurulunun –çoğunlukla parti lideri- temsilcisi olmaktadır. Öyle ki, her kesimden (catch-all) oy almaya yönelik partiler kadar belli kesimlere yönelik partiler demokratik yapılarını yitirerek, ticari bir kuruluş gibi “şirketleşmekte”dirler. Bir başka deyişle, siyaset, düşünce ve ifadeyi açıklama ve kamu politikaları oluşturmaktan ziyade kamu kaynaklarından “kolaylıkla” yararlanma ve tahsis almaya dönüşmektedir.

Adayları ve partileri “özel” çıkarların etkisinden korumak amacıyla İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra uygulanmaya başlanılan devlet yardımı özgün olarak demokrasinin tabana yayılması –kadın ve gençlik faaliyetlerinin desteklenmesi- amacına yönelik olsa da zamanla partilerde merkeziyetçiliğe ve “partilerin devletleşmesi”ne neden olmuştur.

1.    SİYASAL SİSTEMLER, SEÇİM SİSTEMLERİ VE SİYASETİN FİNANSMANI MODELLERİ

Demokratik bir ülkede güçler ayrılığı ve seçim sisteminin tanımı ve kapsamı siyasetin finansmanında önemli unsurdur. Bu bağlamda, başkanlık sistemi “aday odaklı” yapısı nedeniyle “çoğunlukçu” seçim sistemi nedeniyle siyasi partileri önemsizleştirmektedir.  Bu modelin en uygun örneği Amerika Birleşik Devletleri’nin başkanlık sisteminde seçim kampanyalarındaki “aday odaklı” uygulamadır. Bu modelde, seçmen, partiden ziyade adaya yöneldiğinden adayın gelir kaynaklarını öğrenmek ister. Aday da gelir kaynaklarını kamuoyu ile paylaşır.

Parlamenter sistemlerde cumhurbaşkanı, parlamento ve yerel seçimlerde farklı ve karma bir sistem uygulanabilmektedir. Parlamenter sistemlerde parti disiplini yüksek güçlü partiler bulunur.  Adayların listedeki sırası partiler tarafından belirlenir. Genel olarak, seçim sisteminin “nisbi” ya da “çoğunlukçu” olmasından bağımsız olarak  “parti odaklı” seçim kampanyaları modeli geçerlidir. Çoğunlukçu (first-past- the-post) ve tercihli seçim sistemlerinde aday-odaklı, parti listeli nisbi temsil sistemlerinde parti odaklı finansman sistemi geçerlidir. Bu durum kampanya hesaplarının kimin tarafından hazırlanıp sunulacağıyla ilgilidir. Karma ve tercihli seçim sistemlerinde ise adayların partilerinden bağımsız bir biçimde kampanya yürütüp yürütmemelerine göre finansmanın biçimi değişmektedir. Kampanyalar partiler tarafından yönetildiğinden, adaylar genellikle kampanya sırasında fazla etkinlikte ve girişimde bulunmazlar (free rider). Tercihli sistemlerde ise, kazanma olasılığı seçmen tercihine bağlı olduğundan adaylar partilerden daha fazla kampanya etkinliği yürütürler.

Bir parlamenter sistem olarak Türkiye’de siyasetin finansmanı büyük oranda parti-odaklı olarak gerçekleşmektedir. 1995 Anayasa değişikliği ile emredilen partilerin ve adayların seçim kampanyalarının finansmanının kanunla düzenlenmesi hükmü, 6271 sayılı Kanunla cumhurbaşkanı adaylarına partilerden bağımsız olarak bağış toplama ve harcamalarıyla birlikte, hesaplarını YSK’nın denetimine sunma zorunluluğunu getirmiştir. Milletvekili ve Mahalli İdareler seçimlerine ilişkin olarak, bu konuda henüz bir düzenleme bulunmamaktadır.

2. TÜRKİYE’DE SİYASETİN FİNANSMANI VE BAŞLICA SORUN ALANLARI

Türkiye’de siyasetin finansmanı başta Anayasa, ve Siyasi Partiler Kanunu olmak üzere çeşitli yasalarla düzenlenmiştir.

Seçimlerin yönetimi Yüksek Seçim Kurulunun yetki ve sorumluluğundadır.

Siyasi partilerin mali denetimini Anayasa Mahkemesi, Sayıştay’dan aldığı yardım ile yerine getirir.

Siyasi partilerin genel olarak izlenmesini Cumhuriyet Başsavcılığı yerine getirir.

Radyo Televizyon Üst Kurulu başta seçim dönemleri olmak üzere radyo ve televizyonlarda siyasi partilerin propaganda ve reklam yayınlarını izler ve raporlayarak Yüksek Seçim Kurulu’na bildirir. Kurul, ihlallere yaptırım uygulanmasına karar verir.

2.1. REKABET:

Demokratik sistemler, açık, adil, rekabetçi ve denetime açık yapılar olarak tanımlanır.  Rekabetçilik, belli bir siyasal desteğe sahip, parti ya da adaylara mesajlarını halka ulaştırma olanağının sağlanmasıdır.

Rekabetçi seçimler; temsil, ekonomik gelişme, yolsuzluğun azaltılması, iyi yönetişim ve gelişmekte olan ülkelerde siyasal istikrar yanında seçimlere katılma oranına da olumlu etki yapmaktadır. Bunun için mutlaka birbirinden farklı parti ya da adayların seçimlere katılabilmesi gereklidir.

Yarışmaya katılma hesap verebilirliği sağlamaktadır. Böylece, yönetme gücünü elde etmenin düzenli bir biçimde yenilenmesi –seçimler- rekabetçi bir siyasal sistem için zorunludur.

Seçimlerin rekabetçi bir ortamda yürütülebilmesi, adaylık sürecinden başlayarak, gerek resmi seçim kampanyaları döneminde gerekse iki seçim arasındaki dönemde katılım ve yarışma kural ve uygulamalarının partiler ve adaylar arasında adil ve eşitlikçi bir biçimde uygulanmasıyla olanaklıdır.

a. Seçim Barajı:

1982 Anayasasıyla koalisyon dönemlerine bir tepki olarak, “çoğunlukçu” bir yaklaşımla genel seçimlerde yüzde 10 ülke barajı uygulaması getirilmiştir. Bu koşul, farklı partilerin yarışa girmesinin önündeki temel engeldir. Ülke barajı bir yandan “çoğunlukçu” yaklaşımların yerleşmesini sağlarken öte yandan seçmenlere yeni tercihlerin sunulmasını da engellemektedir. Sonuç olarak, seçim barajı siyasetin finansmanında etkili bir unsurdur. Mevcut durumda barajı geçmeleri olasılık içerisinde olmayan partilerin üye aidatı toplama ve bağış sağlama olanakları da azalmaktadır. Kısaca, bu partilerin devlet yardımından adil ve eşitlikçi bir biçimde yararlanmaları yanında diğer finansman kaynaklarını sağlamaları da zorlaşmaktadır.

b. Devlet Yardımı Barajı:

Siyasi partilerin örgütlenmeleri ve varlıklarını sürdürmeleri yanında özel çıkarların etkisinden uzak kalmaları için yeterli mali kaynaklara sahip olmaları gerekir. Devlet yardımı bu nedenle gereklidir. Ayrıca, devlet yardımı partilerin örgütsel kapasitelerini artırarak politika oluşturmalarını geliştirirken; sınırlı kaynaklarla siyasete katılan adaylara daha “eşitlikçi” bir rekabet gücü kazandırır.

Bu bağlamda, partilere yapılacak devlet yardımı eşiğinin 2014’te yüzde 7’den yüzde 3’e indirilmesi önemli bir adımdır. Bununla birlikte, seçim barajının yüzde 10 olduğu bir ülkede devlet yardımı eşiğinin yüzde 3’e düşürülmesi “havuç” gösterme politikası olarak değerlendirilmektedir.

Bir başka deyişle, rekabetin sağlanması için adil ve eşitlikçi bir devlet yardımı eşiği yanında adil ve eşitlikçi bir seçim barajı da gereklidir. Bu, devlet yardımı alacak partilerin aldıkları oyla orantılı bir yardım almalarını gerektirir.

c. Radyo ve Televizyon ile İnternet ve Sosyal Medyadan Yararlanma:

Siyasi partiler ve seçimlerle ilgili düzenlemelerde, siyasi propagandaya ilişkin düzenlemeler önemli bir yer tutar. Bununla birlikte; seçmenin bilgilenmesine yönelik olarak, ayrımcı olmayan ve eşitlik ilkesine göre siyasi partilere ve adaylara, ücretsiz zaman olanağının sağlanması gereklidir.

Radyo ve televizyon kanallarının yayınları genel olarak ve seçim dönemlerinde de yanlı ve eşitlik ilkelerine uygun olmayan içeriktedir. Görsel ve yazılı medya ikiye ayrılmış bir biçimde iktidar partisi ve muhalefet partilerini destekler ya da onlara karşı bir yayın politikasını izlemektedirler. Medya, toplumda kutuplaşmanın aracı haline gelmiştir. Medya bilgilendirme işlevinden ziyade propaganda aracı olarak kullanılmaktadır. “Sürekli kampanya” stratejisi izleyen iktidar partisinin, devlet radyo ve televizyonunu kendi yayın organı olarak kullanması olağanlaşmıştır.

Yerel Medya

Yerel medyanın yayın ilkelerine uygun faaliyette bulunup bulunmadığı da başlıca bir sorun alanını oluşturmaktadır. Seçim kampanyalarının daha çok yerelde ve seçim çevrelerinde yapıldığı düşünülürse yerel medyanın yayın politikası önem taşımaktadır.

Medya Sahipliği

Tüm dünyada olduğu gibi medya sahipliği siyasetin finansmanı ve seçim kampanyalarının adil ve eşitlikçi bir ortamda düzenlenmesinde etkili bir rol oynamaktadır. Tarafsız ya da eleştirel yayın programlarına sahip medya ve medya sahiplerinin diğer faaliyetlerine yönelik mali denetim ve benzeri uygulamalar dikkat çekmektedir.

Medya sahipliğinin durumu siyasetin finansmanında en temel sorunlar arasındadır. İktidar partisinin ve hükümetin yaklaşım ve uygulamalarını eleştiren gazeteci ve yayıncıların iş olanaklarını yitirmelerine karşılık, başta TRT ve özel radyo ve televizyon kuruluşlarında ve gazetelerde iktidar partisine yakın kişilerin istihdamı giderek artmaktadır.

Sosyal Ağlar

Teknolojik gelişmeler ve bu araçların seçim kampanyalarında etkili bir biçimde kullanılması yaygınlaşmaktadır. Geleneksel iletişim araçları yanında, kişiselleşen seçim kampanyalarında internet ve buna bağlı olarak “sosyal ağ servisleri” ya da Twitter, Facebook, Youtube gibi sosyal medya olanakları hükümet, siyasi partiler ve adaylar tarafından vatandaş ve seçmenle iletişimde hızlı, ucuz ve etkili olmaktadır. 2013’te “Gezi Parkı” olaylarında sosyal medya, özellikle, bilgilendirme ve harekete geçirmede etkili olmuştur. 2014’te siyasi nedenlerle başlayan sosyal medya yasakları toplumsal ve siyasal tepki yanında ekonomik olumsuzluklar da getirmiştir. Elektronik ortamda satış yapan kuruluşlar bundan zarar görmüşlerdir.

d. Kamu Kaynaklarının (araç ve personel) Seçim Kampanyalarında Kullanılması:

Merkezi hükümetin taşra örgütü ve özellikle personelini de kapsayacak bir biçimde belediye kaynaklarının seçimlerde harekete geçirildiği görülmektedir.

Bu kapsamda, kamu görevi yapan ve Anayasa ve ilgili kanunlara göre “tarafsız” bir görev anlayışı içerisinde olmaları gereken bazı kamu görevlilerinin adeta bir parti görevlisi gibi davranmaları, bazı sosyal yardımların dağıtılmasında partiye “oy istemeleri” medyada yer almaktadır. Bu tür tutum ve davranışlar vatandaşların kamu görevlilerinin tarafsızlık içerisinde görevlerini yapma beklentisini ve yönetime güveni de zedelemektedir. Öte yandan, bu tür olgular “oy satın alma” biçiminde değerlendirilmektedir.

Örtülü Ödenek

Kullanım alanıyla ilgili veriler kamuoyuna açık olmayan ve Başbakanlık tarafından kullanılan örtülü ödenek miktarında, son yıllarda olağanüstü bir artış gözlenmiştir. Sadece “kanunda belirtilen özel alanlarda” harcanabilen bu ödeneğin, seçim kampanyalarına yönelik olarak kullanıldığı ileri sürülmektedir. Yakın zamandaki kanun değişikliğiyle cumhurbaşkanlığı bütçesine bir örtülü ödenek ayrılması, “başkanlık” sistemine gidişin alt yapısı olarak görülse de “sorumsuz” cumhurbaşkanının denetime tabi olmayan ne tür harcamalar için tahsisat alacağı bu konudaki soru işaretlerini artırmaktadır. Türkiye’de 50. Hükümet zamanında Başbakanlık örtülü ödeneğinden o günün değerleriyle 500 milyar Türk lirasının S.P. isimli kişiye verilmesi hatırlanmaktadır. Konuyla ilgili olarak dönemin başbakanının Yüce Divana sevki kararı verilmiş ancak beraat etmiştir.

Türkiye’de Örtülü Ödenek Tahsisleri,
2003-2014

Yıl Gizli Hizmet Gideri Tahsisleri (milyon Türk Lirası)
2003 103,0
2004 107,0
2005 85,0
2006 327,4
2007 436,4
2008 510,7
2009 634,4
2010 706,0
2011 951,0
2012 1,175,3
2013 1,243,1
2014 2,200,0

Kaynak: TC Maliye Bakanlığı Bütçe ve Mali Kontrol Genel Müdürlüğü

Sendikalar Kanunu ile Dernekler Kanunu siyasi partilere yardım konularıyla ilgili açık yasaklayıcı hükümler içermekle birlikte Kooperatifler Kanunu ile Vakıflar Kanunu’nda bu hususta açık bir hüküm bulunmamaktadır. 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun 66. maddesi bunların kanuna uygun bir biçimde siyasi partilere bağış yapabileceklerini düzenlemektedir. GRECO tavsiyelerinde, siyasi partilere “yakın” bu gibi sivil toplum kuruluşlarının gelir giderlerinin de siyasi parti hesaplarıyla birlikte incelenmesi önerilmektedir.

Son olarak, 2003’ten bu yana özellikle seçim yıllarında artış gösteren kayıt dışı döviz girişi, çeşitli genelgelerle yolcu beraberinde yurt dışından getirilen dövizin bir anlamda serbest bırakılması siyasetin finansmanıyla ilişkilendirilmektedir.

e. Sosyal Yardım Politikaları ve Seçmen Tercihlerinin Yönlendirilmesi:

Sosyal yardım programları ile “yanaşmacı” yaklaşımlar arasındaki ilişki evrensel bir olgudur. En iyi örneğinde, sosyal yardımlar yanaşmacı ilişkiler için bir tehdit oluşturur ve nihai olarak bu yapıları ortadan kaldırır. En kötü senaryoda ise, sosyal yardımlar yanaşmacı yapıları güçlendirir ve sonuç olarak, yoksul halkın siyasi tercihlerini yönlendirerek siyasi rekabeti engeller ve seçimlerde hesap verebilirlik sağlayan bir sistemin yerleşmesini önler.

Anayasada tanımlanan sosyal devlet ilkesinin bir gereği olarak yapılan yasal ve kurumsal değişikliklerle, başta yaşlı, dul, yetim, engelli, çocuk olmak üzere, çeşitli kesimlere yönelik sosyal yardımların genel bütçedeki miktarı son on yılda 15 kat artmıştır. Sosyal yardımların büyük çoğunluğu Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından verilmekte ve koordine edilmektedir. Belediyeler eliyle sağlanan sosyal yardımların seçmeni yönlendirmeye yönelik en etkili mekanizma olduğu söylenmektedir.

Sosyal yardımların en azından bir bölümünün çok parçalı olması ve yönetiminin yeterince şeffaf ve hesap verebilir olmaması bu sürecin “siyasi amaçlarla” ve “seçmen tercihlerini yönlendirme” niyetiyle kullanıldığı iddialarını dikkate getirmektedir.

Sosyal Yardımların Tür ve Miktarları, 2014

Yardım Türü Yararlanan Aile Sayısı
Asker ailelerine yardım 120,449
Barınma yardımı 22,609
Eğitim yardımları 2,002,346
Eşi vefat etmiş kadınlara yardım 276,680
Gıda yardımı 675,193
Sosyal konut yardımı 24,607
Yakacak yardımı 2,145,272

Kaynak: TC Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı,2014 Yılı Faaliyet Raporu, Ankara, 2015.

Türkiye’de Kömür Yardımları, 2003-2015

Yıl Hane Sayısı Kömür Yardımı (ton)
2003 1,096,488 649,818
2004 1,610,170 1,052,379
2005 1,831,234 1,329,67
2013 2,103,324 1,992,549
2014 2,106,015 2,142,316
2015 2,145,272 2,232,700

Kaynak: TC Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, 2014 Yılı Faaliyet Raporu, Ankara, 2015.

Asgari Nakit Gelir Desteği

Asgari gelir desteği, dağıtımcı olmayan garantili bir koruma sistemidir. Belli bir ülkede asgari yaşam standardı sağlayacak bir biçimde belirlenir. Miktarı yasayla ya da idari kararlarla belirlenir ve herkese eşit uygulanır. Sosyal yardım nesnel ve belli kıstasları karşılayanlara verilir.

Avrupa Birliği ülkelerinde asgari gelir desteğinin uygulanışı farklıdır. Birinci grupta, herkese açık ve kuşatıcı bir gelir desteği sadece hedef kitleye değil yeterli geliri olmayan herkese sağlanır.

İkinci grupta ise toplumdaki belli gruplara (yaşlı, engelli ve işsiz) güvenlik sağlamaya yöneliktir.

Son olarak, farklı kategoride planları olan ülkelerde ve ulusal gelir planı olmayan ülkelerde asgari gelir desteği son çare olarak uygulanmamaktadır.

f. İhale Süreçleri ve Siyasetin Finansmanı ilişkisi

Kamu alımları, yönetişim yönünden 3 risk taşımaktadır: 1) Siyasi rant, 2) Popülist rant 3) Bürokratik rant.

İhale mevzuatı siyasi ve bürokratik rantın en fazla etkili olduğu süreçtir. Siyaset, ihale sürecini, kendini destekleyecek bir “sermaye birikimi” sağlayarak iktidara giden yolu ya da iktidarını güçlendirmek ister. Bununla birlikte, ihale mevzuatında yapılan değişiklikler rant kaygısı yanında, “zamanın ve çevre koşullarının” etkisiyle de gerçekleşir. İhale Kanunu son 13 yılda 32 kez, tüm ihale mevzuatı 164 kez değiştirilmiştir.

Mevcut ihale mevzuatı, Avrupa Birliği normlarına göre kapsam olarak daraltılmış, istisnalar artırılmış, fiyat farkı ile ilgili olarak Bakanlar Kurulu’nun yetkisi artırılmış, ihaleye katılma yeterlilik kriterleri rekabeti önleyici bir biçimde düzenlenmiş, doğrudan temin yolunun kapsamı genişletilmiş, Kamu İhale Kurumu’nun basına yansımış olayları doğrudan inceleme yetkisi kaldırılmış ve şikâyet başvuru bedelleri artırılmıştır.

Böylece, sayısız değişiklik ve istisnalarla etkisizleşmiş İhale Kanunu’na etkili bir biçimde izleme ve değerlendirme yapılamamakta; denetimsiz bir alan ortaya çıkmaktadır.

Hak edişler ile ihale firmalarının özellikle seçim dönemlerinde “hayali” şirketlere para transferleri birçok ülkede izlenmektedir. Şirketin iş yapma yeterliliğinden ziyade, ilgili partiye yakınlığı ve “rüşvet” ödeme kapasitesine göre dağıtıldığı hem dünyada hem de Türkiye’de önemli bir olgudur. İhale süreciyle bir takım hizmetler yerine getirilse bile, uygun olmayan süreçler halkın refahından çok bu şirketlere ve dolayısıyla siyasete kaynak aktarımına neden olabilmektedir. Yasal bağış yerine partilere bu yolla aktarılan kaynakların geleceği ise tartışmalıdır.

Özel İhale İstatistikleri, 2012-2014

Özel İstatistik/Yıl 2012 2013 2014
İhale yapan idare sayısı 13.366 12.960 12.974
Yapılmış ihale sayısı 157.558 175.724 157.879
İptal edilen ihale 39.357 18.400 15.979
Kamu İhale Bülteninde yay. ihale ilanı sayısı 105.874 100.635 85.979
Şikâyet inceleme sayısı 5.282 5.093 3.942
Uyuşmazlık karar sayısı 5.111 5.039 4.251
Yüklenici sayısı 51.014 48.048 48.046
4734 sayılı Kanun kap. yapılan sözleşme top. bedeli (milyon TL) 76,634 89,237 97,420
İstisna kap. yapılan sözleşme toplam bedeli (milyon TL) 7,121 9,213 8,393
Doğrudan temin tutarı (milyon TL) 10,554 6,433 7,419

g. Kampanya düzenleme ve izin verme yetki ve sorumluluğu:

Seçim kampanyalarında bir başka önemli sorun alanı, il ve ilçe seçim kurullarının denetiminde belediyeler tarafından tahsis edilen ilan panolarının (billboard) dağıtımında ortaya çıkmaktadır. Belediyelerin belirlediği en gözde yerlerin bedeli yüksek olduğundan çoğunlukla iktidar partisi tarafından –indirimli bir bedel uygulanarak- kullanılabilmektedir. Muhalefet partilerine ise merkezi olmayan ya da yoğunluğun bulunmadığı yerler kalmaktadır. Bu durum, partilerin kitlelere ulaşmasında adil ve eşitlikçi olmayan bir durum yaratmaktadır.

Bilindiği gibi, son yıllarda partiler arası rekabet dikkate alındığında “alan doldurma” önemli bir kıstas oluşturmaktadır. Partiler nadirde olsa rekabeti artırmak amacıyla aynı yerde aynı gün seçim toplantıları yapmaktadırlar.

YSK tarafından bu durumda kura çekilmesi hükme bağlanmasına karşın, önceliğin iktidar partisine verildiği ileri sürülmektedir.

h. Aday belirleme süreci:

Her düzeydeki seçimlerde teknoloji kullanımının yaygınlaşması, adaylık sürecinden başlayarak mali kaynakların önemini bir kez daha vurgulamaktadır. Bir başka deyişle, özel çıkarların etkisi daha adaylık sürecinde başlamaktadır. Bazı aday ya da milletvekillerini milletin değil belli bir “grubun/şirketin/holdingin” temsilcisi olarak tanımlamak yaygındır. Bunu önlemek olanaksızdır.

Demokrasiyi tabana yaymak için ön seçim gibi adayların partili üyeler ve delegeler tarafından belirlenmesi önerilmesine rağmen, parti yönetimi tarafından belirlenen delegelerin hür iradeyle adayları belirlemeleri olanaksızdır. Tıpkı, özel çıkarların temsilcilerinin “kontenjandan” listeye yerleştirilmeleri gibi partili üye ya da delegelerin ön seçimde belirlediği adaylar için de şeffaf olmayan “mali” kaynakların devreye girdiği iddia edilmektedir.

Oy satın-alma ve kayıt dışı finansman kaynakları, nefret söylemi, seçmenlerin tehdit edilmesi, seçimlere ilişkin kararlarda yolsuzluk ilişkileri, toplumun belli kesimlerinin seçim sürecinde dışlanması, aşağılanması gibi girişimler doğrudan siyasetin finansmanıyla ilgili olmasa bile rekabetin sağlanması ve demokrasinin geliştirilmesini engellemektedir.

i. Cinsiyet eşitsizliği:

Seçimlerde rekabeti sağlamanın önündeki en önemli sorun alanlarından bir tanesi belki de en önce geleni adaylık ve finansman konusunda cinsiyet eşitsizliğidir. Siyasetin finansmanı ile cinsiyet eşitliğinin birbirinden bağımsız düşünülemeyeceği ifade edilmektedir. Ulusal ve uluslararası çalışmalar kadınların siyasete etkin katılımının önündeki en önemli engelin mali kaynaklar olduğunu göstermektedir.

Türkiye’de devlet yardımı alan siyasi partilerin kadın kuruluşlarına ve kadın adaylara ne kadar bütçe ayırdıkları kesin olarak bilinmemektedir. Buna karşılık, birçok partinin kadınları oy toplamanın bir ajanı olarak ya da “vitrin süsleme” olarak kullandıkları açıktır.

Parlamentoya seçilen kadınların büyük bir bölümü ya aileden varlıklı, ya kariyerlerinde belli düzeylere gelmiş ve partinin gereksinim duyduğu nitelikli kişiler ya da parti liderliğine yakın kişilerdir. Parti örgütünden yükselen kadınların sayısı azdır.

Yukarıda yapılan tespitler kadınların parti örgütlerindeki oranları, görevleri ve yetkileri dikkate alındığında kadınların parti kademelerinde etkin görev almaları hala bir sorun alanını oluşturmaktadır.

2.2.     ŞEFFAFLIK:

Başta Birleşmiş Milletler Yolsuzlukla Mücadele Sözleşmesi olmak üzere birçok uluslararası belge siyasetin finansmanında şeffaflık sorununa dikkat çekmektedir.

Siyasi partiler tüm demokratik ülkelerde yolsuzlukla en fazla anılan kurumlardır. Öte yandan, siyasi partilerin belirlediği yasalarla ve siyasi partiler tarafından sevk ve idare edilen kamu yönetimine güven azalmaktadır.

a. Kampanyaların finansmanının beyanı:

Türkiye’de seçim kampanyalarının düzenlenmemiş olması hem bir boşluk hem de düzensizlik yaratmaktadır. Adayların gelir kaynakları ve harcamaları denetime tabi değildir. Bu nedenle siyasetin finansmanının boyutları tahmini olarak hesaplanmaktadır. Bu durum, yukarıda vurgulanan siyasette özel para ve çıkarların etkisini tanımlamayı da güçleştirmektedir. Siyasette büyük boyutta kayıt dışı para akışının adaylardan ziyade partiler aracılığıyla gerçekleştiği bir olgudur. Buna karşılık, “kimin adayı” ya da “kimin temsilcisi” sorularına yanıt vermek için seçimlerin ve adayların seçim kampanyalarının finansmanı temel sorun alanıdır.

Siyasetin finansmanı ile kampanyaların finansmanını birlikte düşünmek gerekir. Ancak Türkiye’de son yıllarda özellikle iktidar partisi tarafından “sürekli kampanya” stratejisinin izlenmesi, resmi seçim dönemi kampanyaları ile iki seçim arasındaki kampanyaların birbirinden nasıl ayrılacağı sorununu da gündeme getirmektedir.

Kampanyaların finansmanıyla ilgili olarak üçüncü kişilerin bir parti ya da adayı desteklemesine ya da onun aleyhine doğrudan ya da dolaylı olarak bir kampanya yürütmesine ilişkin herhangi bir düzenleme bulunmamaktadır.

Türkiye’de siyasi partilerin yıllık hesaplarını kamuoyuna açıklama zorunluluğu bulunmamaktadır. Siyasi parti hesapları Anayasa Mahkemesi tarafından denetlendikten sonra Resmi Gazete’de ve Mahkemenin web sayfasında genel esaslar halinde yayımlanmaktadır. Hesaplara ilişkin ayrıntılar bilinmemektedir. Mahkeme sadece kanuna aykırı gelir ve giderler konusunda ayrıntılı bilgi vermektedir.

Adayların seçim kampanyasına ilişkin yasal bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu nedenle, adaylar da kampanya gelir ve giderlerini kamuoyu ile paylaşmamaktadırlar. Bu konu şeffaflık yönünden önemli bir sorun alanıdır.

b. Parti hesaplarının beyanı:

Parti hesaplarının denetimi en iyi koşullarda birkaç yıl sürmektedir. Açıklık, şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkeleri gereği en azından devlet yardımından yararlanan partilerin hesaplarının güncel olarak kamuoyu ile paylaşılmaması başlıca sorundur.

Bir başka husus, bu bilgilerin ayrıntılarının sunulmaması ve güncelliğinin bilinmemesidir. Siyasi partilerin cari hesaplarının belli sürelerle ve ayrıntılı bir biçimde web sayfalarından sunulmasının yasayla düzenlenmemiş olması bu alanda fiili bir durum yaratmaktadır.

Partilerin Anayasa Mahkemesine verdikleri bütünleştirilmiş hesaplarının incelenmesi sonucunda kimlerden ne kadar bağış aldıkları toplam değerler olarak verilmektedir. Dolayısıyla partilerin hangi gerçek ve tüzel kişiler tarafından desteklendiği bilinmemektedir.

Şeffaflık hangi kapsamda olursa olsun yararlıdır, ancak hesap verebilirlik olmadan bu uygulama yeterli olmamaktadır.

c. Harcama üst sınırı ve beyanı:

Anayasa ve 2820 sayılı Kanun partilerin amaçlarına uygun gelir ve gider yapabileceklerini düzenlemiştir. Gelir kaynaklarına göre harcama alanları serbest bırakılmıştır.

Harcama üst sınırının bulunmayışı para kaynaklarına yakın olan siyasetçilerin büyük miktarda ve genellikle kayıt dışı bağışlara bağımlı kalmalarına neden olmaktadır. İkinci olarak, seçmenlerden açık eğlence ve konser gibi etkinliklerle oy satın almaya neden olmaktadır. Son olarak, sınırsız harcama durumu, siyasette temel sorunlar yerine önemsiz konuların gündeme taşınmasını, böylece, kamuoyunun dikkatinin dağıtılmasını kolaylaştırmaktadır.

d. Devlet yardımının kullanılma alanları:

2820 sayılı Kanun devlet yardımının parti faaliyetlerine yönelik olarak kullanılacağını belirtmektedir. Bu tanım, özellikle büyük partilerin gelir kaynaklarının ortalama yüzde 90’ının devlet yardımından oluştuğu ve getirilen esneklikler dikkate alındığında devlet yardımı temel hedeflerin dışında da kullanılabilmekte, böylece temel hedefler etkisizleşmektedir.

Devlet yardımı, partilerin “özel” çıkarların etkisinde kalmasını azaltmakla birlikte, ihale, imtiyaz sözleşmeleri vb. yollarla özel çıkarların siyasi partileri etkileme olasılıkları artmaktadır. Partilerin harcamalarının ayrıntılı bir biçimde incelenmesi ve buna orantılı olarak devlet yardımının nereye harcandığının değerlendirilmesi gerekmektedir.

e. Seçim Güvenliği ve Denetim:

Seçimlerin yürütülmesi ve denetimi YSK tarafından devlet bütçesinden ayrılan bir kaynak ile sağlanmaktadır. YSK seçimlerin sevk ve idaresinde denetim konularını da kapsayacak bir biçimde nihai bir mercidir.

Seçimlerin yönetilmesi için bütçeden ayrılan ve harcanan kaynak, partilere ve adaylara verilmese de siyasetin “dolaylı” bir finansman kaynağı olarak sayılır. Bu bağlamda, seçimlerin tam bir tarafsızlık, kuralların adil ve eşitlik içerisinde uygulanabilmesi amacıyla oluşturulan il ve ilçe seçim kurulları başta olmak üzere sandık kurulları da açıklık, şeffaflık ve hesap verebilirlik içerisinde çalışmak zorundadırlar.

Adrese dayalı kayıt sistemi (MERNİS), Seçim Bilişim Sistemi (SEÇSİS) ve Adalet Bakanlığı UYAP uygulamalarına yönelik olarak, genel ve mahalli seçimlerde ortaya çıkan olgular ve eleştiriler seçim güvenliğini zedelemektedir. Uluslararası örnekler de verilerek bu sistemlerin kötü kullanıma açık yönleri tartışılmaktadır.

Kısaca, siyasetin finansmanı ile seçim kampanyalarının sevk ve idaresi ile yasal ihlalleri izlemek ve denetlemekle görevli kurumların bağımsızlığı ve tarafsızlığı en önemli sorun alanını oluşturmaktadır.

2.3.    HESAP VEREBİLİRLİK

a. Parti içi denetim mekanizmalarının demokratik eksikliği:

Türkiye’de siyasi partilerin aldıkları devlet yardımı dikkate alındığında; partilerin, kamu kuruluşu niteliği taşıdığı ileri sürülebilir. Bu nedenle, siyasi partilerin etkili bir iç denetim sistemi oluşturmaları gerekir. Birçok demokratik ülkede partilerin mali hesaplarını denetleyen birimler partili üyelerden oluşur ve/veya parti organlarına karşı sorumludurlar.

Kısaca, partilerin iç denetim mekanizmalarının demokratik olarak işlemeyen yapısı açık, şeffaf ve hesap verebilirlik hedeflerini gerçekleştirememektedir.

b. Parti / adayların ilişkide oldukları (işbirliği yaptıkları) kuruluş ve kişileri kamuoyuna bildirmeleri:

Siyasi partilerin örgütleri yanında, partilerin yan kuruluşları ile partilerle yakından ilişkili program ve faaliyet gösteren vakıf, dernek vb. kuruluşların yıllık mali tablolarının da parti hesaplarıyla birlikte incelenmesi gerekmektedir. Bunun nedeni, özellikle büyük partilerin faaliyetlerinin bir bölümünü parti dışındaki kuruluşlar aracılığıyla gerçekleştirmeleridir. Bu kuruluşlar zamanla partilerle bütünleşmekte ve seçim kampanyalarının gizli destekçileri (üçüncü kişi) olmaktadırlar. Bu durum yasalara aykırıdır.

SONUÇ YERİNE: ÖNCELİKLİ SORUN ALANLARI

Genel olarak siyasetin ve özel olarak seçim kampanyalarının finansmanı birlikte düşünülmesi gereken önemli bir sorun alanıdır. Devlet yardımı alan siyasi partilere milletvekili seçimi yapılan yıllarda devlet yardımı en fazla 3 katı kadar daha fazla verilmektedir. Bunun dışında, seçim kampanyalarına ilişkin olarak hem partiler hem de adaylar için 298 sayılı Kanun hükümleri dışında bir düzenleme bulunmamaktadır. Anayasanın emredici hükmüne karşın adaylara yönelik bir düzenleme henüz yapılmamıştır. Dolaysıyla seçim kampanyalarının finansmanı başlı başına bir sorundur. Bu konu, bir yandan siyasi parti sistemi ve düzenlemeleriyle ilgili bir yön içerirken, öte yandan demokrasinin sürdürülebilmesi için de önem taşımaktadır.

Yukarıdaki tespitler ışığında en öncelikli sorun alanlarını aşağıdaki gibi sıralayabiliriz:

1. Şeffaflık, hem bir ilke hem de bir süreç olarak siyasetin finansmanında

öncelikle dikkate alınmalıdır. Adaylık sürecinden başlayarak, bağışlar, harcamalar ve bunların denetim süreçlerinin ayrıntılı ve şeffaf bir biçimde kamuoyu ile paylaşılmadığı, özellikle, devlet yardımı alan siyasi partiler yönünden hesap verebilirliğin etkili bir biçimde sağlanamadığı açıktır.

2. Seçimlerde yarışan partilerin ve adayların eşit koşullarda rekabet edebilmeleri için devlet yardımından, radyo ve televizyondaki propaganda olanaklarından adil bir biçimde yararlanamadıkları görülmektedir. Bu bağlamda, hem devlet radyo ve televizyonlarında hem de özel medya kanallarında oluşan kartelleşme, toplumun farklı ve büyük bir bölümünün beklenti ve isteklerini göz ardı etmektedir.

3. Her şeyden önce, adaylık, finansman ve kampanyalarda cinsiyet temelli bir yaklaşım önemsenmemekte; nüfusun yarısını oluşturan kadınların resmi ve gayri resmi oluşturulmuş “erkek egemen” kurallarla ve yönlendirmelerle siyasete katılımı sınırlanmakta ve eksik temsile neden olunmaktadır. Kadınların etkili katılımını sağlayacak siyasetin finansmanına ilişkin düzenlemeler bulunmamaktadır.

4. Yasaklara karşın, çeşitli düzeylerde kamu kaynaklarının dolaylı bir biçimde iktidar partilerinin kampanyalarında kullanılmasının önüne geçilememektedir. Yasal düzenlemelerdeki açıklardan yararlanarak veya bu düzenlemeleri değiştirerek ya da medya ve diğer iletişim kaynakları üzerindeki denetim araçlarını orantısız bir biçimde kullanarak demokratik sistemin en önemli unsuru muhalefeti etkisizleştirme girişimleri özellikle gelişmekte olan demokrasiler gibi Türkiye’de de yaygındır.

5. Siyasetin finansmanı ve seçim kampanyalarını izlemek, denetlemek ve yaptırım uygulamak üzere görevlendirilmiş kurum ve kuruluşların (Anayasa Mahkemesi, Yüksek Seçim Kurulu, Radyo Televizyon Üst Kurulu), yukarıdaki sorun alanlarının azaltılmasına yönelik girişimleri etkisiz ya da yetersizdir. Kuşkusuz, yukarıdaki sorunların bir kısmının azaltılması yeni yasal düzenlemelere ve değişikliklere gereksinim duymaktadır. Bununla birlikte, adil ve eşitlikçi bir hukuk oluşturulması amacıyla, mevcut düzenlemeler içerisinde bu kuruluşların yol gösterici bazı ilke ve değerleri cesaretle sisteme önermeleri gerekmektedir. Buna karşılık, bu kurum ve kuruluşların “bağımsız ve tarafsız” olmayan yapısı bu girişimlerde bulunmalarını engellemektedir.

6. Merkezi hükümet ya da yerel yönetimler tarafından yürütülen ve sosyal yardım kuruluşlarının da aracılığıyla dağıtımı yapılan bazı sosyal yardımların, parçalı yapısı ve etkili olmayan kayıt, izleme ve değerlendirme süreçleri nedeniyle, seçimlerde siyasi yönlendirmelere neden olduğu görülmektedir.

7. Her zaman olduğu gibi, siyaset-iş dünyası ve medya ilişkileri kayıt dışı finansman kaynakları yaratmanın yanında, haksız rekabete neden olmaktadır. Bu nedenle, açık ve şeffaf ihale mevzuatı ile “bağımsız” ve “tarafsız” medya yapısına gereksinim duyulmaktadır.

8. Anayasa ve yasalar çerçevesinde siyasi partilerle dolaylı bir biçimde birlikte hareket eden kuruluşların (dernek, vakıf, platform vb.) mali hesaplarının, siyasi partilerin hesaplarıyla birlikte incelenememesi 3. kişilerin kampanyalara ve siyasete katkıları konusunda hem yasa dışı hem de denetimsiz bir alan yaratmaktadır.

9. Finansman kaynaklarının açıklık, şeffaflık ve hesap verebilirliğini de dikkate alarak, seçim kampanyalarında etik ilkelere uymadan, olumsuz siyasi propaganda yapılması, bu amaçla kamusal ve özel her türlü aracın kullanılması, kayıt dışılık ve yolsuzluğa neden olacak çıkar ilişkileri yaygınlaşmaktadır.

10.  Siyasetin finansmanında resmi izleme ve denetim kurum ve kuruluşlarının “bağımsız” ve “tarafsızlığı” yanında, etkili bir sivil toplum gözetimine gereksinim duyulmaktadır. Böylece, siyasi partiler ve adaylar üzerinde oluşturulacak “sivil” etki, şeffaflık ve hesap verebilirlik süreçlerinin gelişip yerleşmesini kolaylaştıracaktır.


PROF. DR. ÖMER FARUK GENÇKAYA
SİYASETİN VE SEÇİM KAMPANYALARININ FİNANSMANI: REKABET, ŞEFFAFLIK VE HESAP VEREBİLİRLİK RAPORUNDAN KISALTILARAK YAYINLANMIŞTIR.

0 comments on “SİYASETİN VE SEÇİM KAMPANYALARININ FİNANSMANI

Bir Yorum Yazın

%d blogcu bunu beğendi: