Siyasi apati ve sandıktaki izleri

Siyasi ilgisizlik veya siyasi yabancılaşma olarak tanımlayabileceğimiz siyasi apati ülkemizde ve dünyanın pek çok yerinde demokratik hedeflere ulaşma yönünde önemli bir engel teşkil ediyor. Biz de ülkemizde apatiyi yeterince konuşmuyoruz ve burada da hata ediyoruz.
Bu sayfayı paylaş:

Siyasi ilgisizlik veya siyasi yabancılaşma olarak tanımlayabileceğimiz siyasi apati ülkemizde ve dünyanın pek çok yerinde demokratik hedeflere ulaşma yönünde önemli bir engel teşkil ediyor. Siyasi ilginin kaybı, siyasi katılımı düşürüyor, yüzeyselleştiriyor, yozlaştırıyor. Siyasete yabancılaşmış, siyasetle bağı kaygı ve kuşku duygularıyla örülmüş bireyler seçim günü sandığa gitseler dahi, buraya yansıttıkları duygu çoğu zaman demokrasinin lehine olmuyor. İşin özü, siyasi apati ve yabancılaşma, son yıllarda demokratik gerilemenin talep tarafını oluşturan faktörlerin başında geliyor. 

Ülkemizde apatiyi yeterince konuşmuyoruz ve burada da hata ediyoruz. Az konuşuyoruz çünkü çoğu zaman siyasi ilgiyi sandığa gidip gitmeme davranışı üzerinden değerlendiriyoruz. Türkiye’de sandığa gitme oranları oldukça yüksek seyrediyor. Oysa oy vermek sağlıklı bir siyasi ilginin ve angajmanın varlığını garantilemiyor. Siyasi gerçekleri öğrenmeye yönelik iştahımız ve siyasi gelişmeleri takip mesafemiz de resmin önemli parçalarını oluşturuyor. Diğer yandan, siyasete gösterdiğimiz ilginin azlığı çokluğu kadar, bu ilginin hangi motivasyonlarla geliştiği ve neticede siyasetle kurulan duygusal bağın güvenli mi, kaygılı mı olduğu da, siyasi sonuçları açısından fark yaratıyor. Yaptığımız araştırmalar, ülkemizde siyasi katılım yüksek olsa da, siyasi ilginin yüzeysel olduğunu, seçmenlerin siyasete etkilerini oldukça düşük algıladıklarını ve siyasi kurumlara ve işleyişe yönelik belirgin bir güvensizlik içinde olduklarını gösteriyor. Bu tür apatetik tutumlar Türkiye gibi demokratik geleneğin ve kurumların zaten oldukça kırılgan olduğu ülkelerde, oldukça endişe uyandırıcı tablolar yaratıyor. Dolayısıyla, apatinin sebeplerinin ve tezahür biçimlerinin iyi anlaşılması ve azaltılabilmesi kritik derecede önem arz ediyor. Bu yazı da bu amaca hizmet etmeyi ve konuyla ilgili çalışmalara dayanarak ülkemizde apati konusuna ışık tutmayı hedefliyor.

Zayıf Etkililik Algısı ve Apati

Apatiyle en ilişkili kavramlardan birinin siyasi etkililik algısı olduğunu söylemek mümkün (Rosenberg 1954).  Siyasi etkililik kavramını, seçmenlerin siyasi aksiyonlarının bir sonuca vardığı, bu sayede karar alma süreçlerine ve siyasi gidişata tesir edebildikleri yönündeki anlayışları olarak tanımlayabiliriz (Ejiofor 2007, Morrell 2003, Loveless 2010).  Geçmiş çalışmalar, bireylerde apatetik tutumların yükselmesinin siyasi etkililik algısının düşmesi ile yakın ilişkili olduğunu ortaya koyuyor (Diemer & Rapa 2016, Kushin & Yamamato 2010, Gastl & Xenos 2010, Ardevol-Abreu 2017).   Siyasete istese de etki edemeyeceğini düşünen birey, siyasete yabancılaşmaya ve siyaseti takip etmemeye başlıyor.

Reklam

Apati ve siyasi etkililik kavramlarıyla etkileşimde olan bir diğer kavram ise faillik algısı oluşturuyor.  Neticede failliğin yani, bireylerin hayatları üzerinde kontrol sahibi oldukları duygusunun temelini, etkililik algısı oluşturuyor.  Dolayısıyla siyasi etkililik eksikliği, faillik duygusunu da azaltıyor ve etkilik ve faillik duygusu azalan birey, çevresini değiştirmek ve iyileştirmek amacıyla zihinsel ve fiziksel çaba isteyen aksiyonları almak konusunda çok daha az motive oluyor ve apatetik tutumları artıyor.

2023 yılı Ekim ayında, yani %87 seviyesine varan rekor bir katılım oranıyla gerçekleşen genel seçimlerden yalnızca birkaç ay sonra Reform Enstitüsü ile yürüttüğümüz, İstanbul ölçeğinde ve yaklaşık 900 katılımcı ile yüz yüze görüşmelerle gerçekleşen çalışmanın sonuçları, katılımcılarda hem yaygın apatetik tutumların hem de zayıf siyasi etkililik algılarının varlığına işaret ediyor.  “Siyasette birbirinden kötü adaylar arasından seçim yapmaktan bıktım, bu seçimi yapmaya mecbur değilim” ifadesine ne kadar katıldıklarını 1 (hiç katılmıyorum) ile 10 (tamamen katılıyorum) arasında puanlaması istenen katılımcıların bu soruya ortalama 6.3 puan veriyor. Seçeneklerin tümünü kötü gören seçmenler, seçimleri kimin kazandığının fark etmeyeceğini, bu durumda da siyasete katılmak için bir sebep olmadığını düşünüyor.  Araştırmada yer alan katılımcılar “Seçimleri kimin kazandığı fark etmez; ben ve benim gibi vatandaşlar açısından birşey değişmez” ifadesine de ortalama 5.81 puan veriyor.  Yine parelel biçimde, katılımcıların kendilerini siyaseti takip edecek güçte görmedikleri gözleniyor. “Türkiye’de siyaset kapılı kapılar ardında dönüyor. Benim bunu kendi başıma takip edip anlamam pek mümkün değil” ifadesine de katılımcıların 10 üzerinden ortalama 6.49 puan verdiklerini ifade ediyor. Özetle, seçimlere iştirak ne kadar yüksek olsa da, ülkemizde siyasi etkilik algısı da, siyasi ilgi de düşük bir seviyede bulunuyor.

Apati, yahut siyasi ilgisizlik, bilhassa iki tür toplumda karşımıza çıkıyor. Sistemin ve kurumların çok yerleşik olduğu ve seçilen liderlerin siyasete etkisinin sınırlı olduğu Batı demokrasilerinde (örneğin ABD, Kanada gibi) ve seçmenin siyasi gücünün çok düşük olduğu bazı seçimli otoriter sistemlerde (Sahara altı Afrika ülkeleri veya Rusya gibi) apatetik tutumlar yüksek seyrediyor. Nitekim gerek demokrasiler, gerekse hibrit rejimlerde, siyasi aktörler pek çok zaman, karşı taraftan oy almak yerine karşı tarafın seçmenlerinin en azından bir kısmının sandığa gitmemesini sağlamaya, bunu da onları siyasi etkilerinin az olduğuna veya ortada siyasi katılıma değecek bir durum olmadığına inandırarak yapmaya çalışıyor. Bu vakalarda Türkiye örneğinde ölçümlediğimiz gibi “birbirinden kötü adaylar arasında seçim yapmaktan bıktım” yahut, “kim seçilirse seçilsin benim gibi sıradan vatandaşların hayatında bir değişim olmayacak” duygusu besleniyor. Bu duygular da siyasi katılım isteğini köreltiyor.  Ayrıca, bilhassa uzun süre muhalefette kalmış partilerin seçmenlerinde, söz konusu partilerin art arda gelen seçim başarısızlıklarının ve seçmen taleplerine duyarsızlıklarının, apati duygusunu tetikleyebildiğini biliyoruz.  

Apati aynı zamanda otokratik iktidarlara seçmen rızasını almak konusunda kolaylık sağlıyor ve bu sebeple bu liderler tarafından teşvik de edilebiliyor (Alyukov 2023, Shirikov 2024, Walker & Orttung 2014).  Bu tür rejimlerde rıza almak iktidar için hala önemli olsa da, pek çok zaman rızanın seçmeni bir konuda ikna etmek yoluyla değil, seçmende zihin bulanıklığı oluşturmak, siyaseti kavrayabileceğine yönelik inancını zayıflatmak, gerçek bilgiye erişmekle ilgili bir iştahsızlık, yani, bilgi apatisi yaratmak ve neticede onları pasifleştirmek yoluyla elde edildiğini söylemek mümkün.  İktidarların birbirinin zıddı politikalar ve söylemler arasında sıklıkla gidip gelmesi, olguların yerine algıyı yerleştirecek alternatif gerçeklik yaratma ve dezenformasyon araçlarını bolca kullanması, bunlara maruz kalan seçmeni zihnen zayıflatıyor ve propagandaya açık hale getiriyor.  Bir başka deyişle, propaganda, apati sayesinde hedefine ulaşıyor.  Bu durumda apati, Türkiye seçmeninde de ölçtüğümüz ve yukarıda da ifade ettiğim gibi, sıradan insanların siyaseti anlayıp analiz edemeyeceği algısından besleniyor. Bu algı, ne yazıkki, vatandaşın gerçeği öğrenme, tutarlılık arama ve hesap sorma gibi eğilimlerini köreltiyor. 

Apatinin Siyasi Sonuçları

Mevcut çalışmalar gösteriyor ki, apatinin siyasete olan olumsuz etkileri iki şekilde gerçekleşebiliyor. Bunların birincisi, siyasi ilgi kaybının ve mevcut kurum ve aktörlere yönelik güven kaybının seçmende aktif katılımı düşürücü etkisinden ileri geliyor. Apatetik tutumlar, oy vermeden, imza kampanyalarına, siyasi eylemlerden yardım toplama kampanyalarına kadar, aktif katılım içeren pek çok faaliyetleri azaltıyor. Apatetik seçmen siyasilerin attığı adımları daha yüzeysel bir ilgiyle takip ediyor ve siyasileri tutarsızlıklarından, yanlışlarından ötürü hesap vermeye zorlamaya daha az motive oluyor.  

Siyasi apati ve yabancılaşmanın siyasete bir başka olumsuz etkisi de popülist tutumlarla olan etkileşimleriyle gerçekleşiyor. Dünyanın pek çok yerinde son yirmi yılda yükselen popülist hareketlerin, demokrasileri sığlaştırdığını, hibrit rejimleri ise otoriterleştirdiğini biliyoruz. Apatetik tutumların ise çoğu zaman mevcut kurumlara, aktörlere hatta gerçeğin ta kendisine yönelik kuşkulardan beslendiğini göz önünde bulundurduğumuzda, apatinin popülist siyasete elverişli bir zemin hazırladığını söyleyebiliriz.  Bir başka deyişle, popülistlerin apatetik duygulara hitap ettiğini ve apatetik seçmenin oyunu alarak yükseldiğini görüyoruz (Stoker & Hay 2017; Ardağ v.d. 2020). Popülist siyasette sıklıkla gördüğümüz, eğlendirici olmayı bilgilendirici olmaya üstün tutan, dezenformasyonu yüksek seviyede kullanan, siyasi şüpheciliği teşvik eden bir siyasal iletişim tarzının apatetik seçmeni doğrudan hedef aldığını söyleyebiliriz. Keza, dünyayı karmaşık ve güvenilmez gören seçmenin, ona basit ve yüzeysel açıklamalar veren liderleri tercih edeceğini, uzun vadenin çok fazla bilinmezlik içerdiği bir dünyada kısa vadeli vaatlerin ilgi göreceğini, herhangi bir konuya zihinsel yatırım yapma motivasyonunun hızla azaldığı günümüzde, entelektüel, soyut, yahut mantığa yaslanan argumanların değil yüksek uyarımlı duyguların ve bu duygulardan gelen bilginin öne çıkacağını ön görebiliriz.   Bu sebeple, apati ve popülizm arasında gelişebilen sarmal ilişkiler sonucu, apatetik seçmen sandığa yönelse de bunun demokrasiye ancak sınırlı bir katkı sunacağını tahmin edebiliriz.

Dolayısıyla siyasi apatiyi teşhis etmek, sebeplerini anlamak ve olumsuz etkilerini sınırlandırmak, bilhassa son yirmi yılda ülkemizde ve dünyanın pek çok yerinde izlediğimiz demokratik sığlaşma ve gerileme ile mücadele etmek adına yüksek derecede önem içeriyor. Peki bunu nasıl yapabiliriz? Tabandan gelen popülist talebin inkar edilemez boyutta olduğu, siyasetin içerik yanına ilgi hızla düşerken, ancak performatif yanının ilgi çeker olduğu, siyasi tercihler gitgide daha dürtüsel ve duygu temelli olurken, bilhassa kuşku ve kaygı duygularının baskın bir ruh hali oluşturduğu bir dünyada siyasetle sağlıklı bir angajmanı nasıl sağlayabiliriz?  Bu da, gelecek yazıların konusu olsun.

Politus E-Bültene Abone Ol

Merhaba 👋 tanıştığımıza memnun olduk.

Politus'u takip etmek ve her hafta, e-postanıza yeni içerikler almak için ücretsiz haber bültenimize kaydolun.

İstenmeyen posta göndermiyoruz! Daha fazla bilgi için gizlilik politikamızı okuyun.

Bu sayfayı paylaş:
Yorum ekle

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Reklam