ABD Başkanı Donald Trump, eski başkan Joe Biden tarafından atanmış olan Çalışma İstatistikleri Bürosu (BLS) Başkanı Erika McEntarfer‘ı, verileri manipüle etmekle suçlayarak Ağustos ayının başında görevden almıştı.
Trump, istihdam verilerinin Erika McEntarfer tarafından hazırlandığını öğrendiğini belirterek başkanlık yarışındaki rakibi Kamala Harris’in kazanma şansını artırmak için McEntarfer’in seçim öncesi istihdam verilerinde sahtecilik yaptığını savundu. Çalışma İstatistikleri Bürosu’nun (BLS) Mart 2024’te istihdam artışını yaklaşık 818 bin kişi, 2024 başkanlık seçimi öncesinde de ağustos ve eylül aylarında 112 bin kişi fazla gösterdiğini öne sürdü.
“Önemli rakamlar adil ve doğru olmalı, bunlar siyasi amaçlar için manipüle edilemez”
Trump, “Doğru istihdam rakamlarına ihtiyacımız var. Böyle önemli rakamlar adil ve doğru olmalı, bunlar siyasi amaçlar için manipüle edilemez” ifadesini kullandı.
Çok geçmeden “saygın ekonomist” diye nitelendirdiği Dr. E.J. Antoni’yi Çalışma İstatistikleri Bürosu’na aday gösterdi ve ABD ekonomisinin büyüdüğünü, Antoni’nin açıklanacak verilerin “dürüst ve doğru” olmasını sağlayacağını vurguladı.
Bu gelişme çeşitli çevrelerde tartışmaya yol açtı ve eleştirildi. Muhafazakâr American Enterprise Institute’un vergi uzmanı Kyle Pomerleau “Bu işi yapabilecek pek çok yetkin muhafazakâr ekonomist var. E.J. Antoni onlardan biri değil” dedi.
Ekim ayı başında ise ABD Başkanı Donald Trump’ın, E.J. Antoni’nin Çalışma İstatistikleri Bürosu (BLS) başkanlığı adaylığını geri çekeceği açıklandı.
Bu gelişmeler istatistiki verilerin güvenilirliğini ve önemini yeniden gündeme oturttu. İngiliz ekonomist Diane Coyle, Project Syndicate’de yazdığı makalede “ekonomik rakamlarla oynamak kısa vadeli siyasi faydalar sağlasa da, son vakaların çoğunda görüldüğü gibi uzun vadeli sonuçlar felaket olmuştur” diyerek istatistiklerle oynamanın nelere yol açacağını ifade etti.
GSYİH ve istihdam rakamları siyasi tartışmalarda öne çıkarken, bunların soyut gerçekler olduğunu unutmamak gerekir. Aslında, ilerlemeyi ölçme biçimimiz zaman içinde önemli ölçüde değişti. Tarımı tüm zenginliğin kaynağı olarak gören 18. yüzyıl Fransız ekonomistleri olan Fizyokratlar, tarımsal üretimi en önemli ekonomik gösterge olarak görüyorlardı. Sovyetler Birliği ise yalnızca mal üretimine odaklanmış ve hizmetleri tamamen göz ardı etmişti.
Ancak değişmeyen şey, istatistiklerin her zaman devletin araçları olduğudur. Kral I. William tarafından 1086’da yaptırılan Domesday Book (Aslen “Winchester Kitabı” olarak adlandırılan kitap İngilizlerde uyandırdığı ürperti yüzünden “Kıyamet Günü Kitabı” olarak adlandırılmıştır. Kitap, bir tür tapu kaydı işlevi görmüştür, bu nedenle, zamanla birçok mülkiyet davasında referans alınan bir kaynak olmuştur), yeni ele geçirdiği İngiliz krallığının topraklarını, mülklerini ve kaynaklarını kataloglayan erken bir ekonomik araştırma işlevi görmüştür. Yüzyıllar sonra, William Petty’nin 1690 tarihli Political Arithmetick adlı kitabı ise, Britanya’nın vergi tabanının Fransa’ya karşı savaşını sürdürebilecek kadar güçlü olduğunu göstermeyi amaçlamıştır.


Modern GSYİH kavramı 1930’larda geliştirilmiş ve II. Dünya Savaşı sırasında ulusal bir amaca hizmet ettiği için kesin bir şekilde yerleşmiştir. Almanya ekonomik kapasiteyi ölçmek için kendi yöntemleri üzerinde çalışırken, Amerika Birleşik Devletleri ve Birleşik Krallık toplam çıktıyı tanımlayan ve güvenilir istatistikler derleyen ilk ülkeler olarak belirleyici bir stratejik üstünlük elde etmişlerdir. Bu, Müttefiklerin üretimi en üst düzeye çıkarmalarını ve vatandaşlarından beklenen fedakarlıkları daha etkili bir şekilde yönetmelerini sağlamıştır.
Yunanistan’ın 2012 borç krizi, güvenilmez ekonomik verilerin tehlikelerini gözler önüne seriyor. Ülke, uluslararası piyasalardan ucuza borçlanmak için yıllarca şişirilmiş GSYİH rakamlarına ve düşük borç seviyelerine güvendi. Avrupa Birliği İstatistik Ofisi Eurostat ve diğerleri, Yunanistan’ın istatistiklerinin yanıltıcı olduğu konusunda uyardı, ancak özellikle de bankaların kredi komisyonlarından kâr elde etme hevesi nedeniyle uyarıları büyük ölçüde dikkate alınmadı.
Londra’da bir yatırım şirketinde çalışan Yunan ekonomist Miranda Xafa, 1990’lardan itibaren memleketi Yunanistan’ın avro üyeliğine hazırlanmasını uzaktan izliyor ve ülke ekonomisinin henüz hazır olmadığını, hükümetin yayınladığı istatistiklerin gerçeği yansıtmadığını söylüyordu. Yunanistan İstatistik Kurumu (ELSTAT) Başkanı (2010-2015) Andreas Georgiou’nun enflasyonu ve bütçe açığını “ortadan kaldıran” “sihirbaz” olduğunu ifade ediyordu.
Sonuç kaçınılmazdı: Acil bir Uluslararası Para Fonu-IMF kurtarma paketi, sert kemer sıkma önlemleri, derin bir ekonomik durgunluk ve siyasi çalkantılar. On yıl sonra, Yunanistan’ın GSYİH’si –doğru bir şekilde ölçüldüğünde– 2012’deki seviyesinden ancak biraz daha yüksekti.
Bu olaydan ve Arjantin’in 2000’lerin ortalarında enflasyon verilerini manipüle etmesi gibi diğer olaylardan alınacak ders; uluslararası yatırımcıların resmi istatistiklerin bütünlüğünü zedelemeye yönelik her türlü girişimi bir uyarı işareti olarak görmeleri gerektiğidir. Tarih, hükümetlerin ekonomik rakamları manipüle ederek kısa vadeli siyasi çıkarlar elde etseler de uzun vadeli maliyetlerin çok büyük olabileceğini göstermektedir.
İşte bu nedenle ekonomistler, ABD Başkanı Donald Trump’ın Çalışma İstatistikleri Bürosu Başkanı Erika McEntarfer’ı görevden almasıyla endişelendi. Trump’ın onun yerine deneyimsiz bir sadık olan EJ Antoni’yi getirme kararı, bu endişeleri daha da artırdı. Bu tür hamlelerin yatırımcı güvenine yönelik oluşturduğu tehdit, özellikle yabancı sermayeye büyük ölçüde bağımlı olan ve ulusal istatistiklerinin güvenilirliğini önemli bir satış noktası olarak gören ABD’de büyük.
Ancak daha sinsi olsa da aynı derecede ciddi bir tehdit, ekonomik verilerin güvenilirliğini zedelemenin hükümet etkinliğini zayıflatmasıdır. Hükümeti küçültmeye ve vergileri azaltmaya odaklanan bir yönetim bile, özellikle artan jeopolitik gerilimler ve artan güvenlik talepleri ortamında, ülkenin üretim kapasitesini ve vergi tabanını anlamalıdır.
Trump’ın tarafsız istatistiklere karşı yürüttüğü ve veri toplama programlarında önemli kesintilere yol açan taraflı kampanyası, yönetiminin etkili politikalar oluşturma ve bunların başarısını gösterme becerisini sınırlayacaktır. “Kanıta dayalı politika” talepleri bazen abartılı ve çoğu zaman siyasi önceliklerle çelişse de, hükümet uygulamalarının işe yarayıp yaramadığını bilmek paha biçilmez bir değer taşımaktadır.
Dahası, hükümetler kendi çarpıtılmış rakamlarına inanmaya başladığında, sonuçlar felaket olabilir. 1987’de yapılan bir CIA araştırması, birçok Batılı gözlemcinin inandığının aksine, Sovyetler Birliği’nin açıklanan büyüme rakamlarının genel olarak doğru olduğu sonucuna vardı. Ancak SSCB’nin ani çöküşünün ardından, bu rakamların ciddi şekilde şişirildiği ortaya çıktı. Siyasi kaygılarla çarpıtılan Sovyet istatistikleri, tüketim mallarının kıtlığı ve kalitesizliği gibi kritik göstergeleri göz ardı ederek, rejimin derin zaaflarını maskeledi.
Enflasyon ve istihdam gibi hassas rakamları kuşatan siyasi baskılar konusunda saf olmamamız gerekirken, bağımsız ve yetkin istatistik kuruluşları hükümetleri gerçeklere bağlı tutar ve ekonominin ve yatırımcıların bilinçli kararlar almasını sağlar.
Ne yazık ki, OECD genelindeki resmi istatistikler kötü durumda. Daralan bütçelerle karşı karşıya kalan kurumlar, hızlı teknolojik ve yapısal değişimlere ayak uydurmakta zorlanıyor. Hiçbir hükümet onlara daha fazla kaynak ayırmayacağı için, istatistikçilerin veri toplama ve işleme prosedürlerini modernize etmekten başka çaresi kalmıyor.
Bu anlamda, Trump’ın Amerika’nın istatistik altyapısına yönelik saldırısının olumlu bir yanı var: Bu durum, yetkilileri ekonomik performansı ölçme biçimlerini yeniden düşünmeye ve büyük miktarda bilgiyi ayıklamayı kolaylaştıran yeni teknolojileri benimsemeye sevk edebilir. Böyle bir değişim yıkıcı olabilir, ancak çoktan yapılması gerekiyordu.
