DÜNYADAN

AB’DEN DOĞALGAZ İÇİN TÜRKİYE’YE YAPTIRIM

Bu haberi paylaş:

AB’nin Doğu Akdeniz’de doğalgaz arama faaliyetleri nedeniyle Türkiye’ye yönelik yaptırım kararı süreci AB Büyükelçileri toplantısından sonra AB Dışişleri Bakanlarının gündeminde.

Reuters haber ajansına sızdırılan yaptırım paketi taslağında şunlar vardı:

• Türkiye ile AB arasında yürütülen Kapsamlı Hava Taşımacılık Anlaşması müzakerelerinin durdurulması da gündemde.

• Olası yaptırımlar kapsamında Türkiye ile AB arasında gerçekleşen üst düzey temaslar askıya alınacak.

• AB Konseyi, birliğin yürütme organı olan Avrupa Komisyonu’ndan, Türkiye’ye aktarılan üyelik öncesi AB fonlarını da 2020 yılından itibaren kesilmesini talep edecek. AB Türkiye’ye 2014-2020 dönemi için 4.4 milyar euro fon ayırmıştı.

• Bunların yanı sıra AB Avrupa Yatırım Bankası’nın da Türkiye’ye kredi vermeyi, özellikle de Türk tahvillerine yatırım yapma uygulamasını gözden geçirmesini talep edecek.

• Türkiye’nin sondajlara devam etmesi durumunda AB daha kısıtlayıcı önlemler de alabilecek.

15 Temmuz’a denk gelen toplantı öncesi Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu ve Mogherini bir telefon görüşmesi yaptığı bildiriliyor. Görüşmede Mogherini’nin 15 Temmuz’da yaşananlara dair AB adına Türk halkıyla dayanışma duygularını aktardığı, Çavuşoğlu’nun ise Doğu Akdeniz’deki faaliyetler nedeniyle görüşülen yaptırımlarla 15 Temmuz’a müdahale etmemesi çağrısı yaptığı ifade ediliyor.

AB’nin yaptırım kararını bir kaç saat erteleyeceği öngörülüyor.

Yaptırım kararına yönelik Kıbrıs Rum Kesimi ve Yunanistan’ın dışında başı çeken ülkelerin Avusturya ve Almanya olduğu dikkati çekiyor.

Şu anda AB Dönem Başkanlığı’nı elinde bulunduran Finlandiya’nın ise diplomatik çözüm arayışı içinde olduğu görülüyor.

AB bir yandan yaptırımlarla tepki verirken öbür yandan ekonomik ve mülteci anlaşması gibi konularda çıkarlarını korumak için gemileri tamamen yakmamaya çalışıyor.

Büyük resme bakarsak esasen yıllardır AB’nin uyguladığı ikircikli Türkiye politikası ve mülteci anlaşması süreciyle belirginlik kazanan imtiyazlı ortaklık modelini AB kalıcı olarak yerleştirmeye doğru gidiliyor.

Kuşkusuz bunu Türkiye’deki iktidarın işbirliği olmadan yapamazdı AB. İktidar Türkiye’yi demokratikleşme ve reform sürecinden kopararak bunun önünü açtı. Demokratik inandırıcılığını yitirmiş bir iktidar olarak ülkenin tüm haklı davalarında da haksız duruma düşürülmesi kaçınılmazdı. Bugün yaşanan ve yaşanacaklar bunun doğal bir uzantısıdır.

AB ise Türkiye’deki iktidarın yaptığına benzer stratejik hataları hem genişleme dosyası genelinde hem de Türkiye özelinde tekrar ediyor. Etrafına çizerek kendini içine soktuğu hatlar bir süre sonra AB’yi de dar bir alana hapsediyor ve stratejik hataların katlanarak artmasına yol açıyor. Kuşkusuz bu hataların en başında Kıbrıs’ı çözüm olmadan, hukuksuz olarak AB üyesi yapmak ve anlamsız siyasi blokajlarla temel hak ve özgürlüklere dair müzakere başlıklarını dahi engellemek geliyor.

Türkiye bu süreçten zarar görecektir ancak AB de azımsanmayacak bir zararla karşı karşıya: Türkiye’nin tamamen kaybı.

AB bir kere daha kendini topuğundan vuruyor

Konuyla ilgili olarak sosyal medya üzerinden paylaştığım görüşlerim şöyledi:


Doğu Akdeniz’de doğalgaz arama faaliyetleri ve Türkiye’ye üyelik müzakereleri ve fonlar üzerinden yaptırım uygulama meselesi. AB bir kere daha kendini topuğundan vuruyor. Bu tehdit ve eylemler sadece ve sadece Avrupa karşıtı grupları güçlendirir.

AB iki üç hamle sonrasını hesap etmeden kendini içine soktuğu durumların rehini oluyor sonrasında. Aynen Suriye’de olduğu gibi. Kıbrıs meselesinde çözüm olmadan üyelikle, ardından vasatlık ve çözümsüzlüğü çözüm haline getirerek kendini Kıbrıslı Rumların rehini haline getirdi.

AB üyelik müzakere başlıklarının açılmasını kurallar ve değerler temelinde değil ayrımcı, hatta ırkçı liderlerin siyasi blokajına, ardından mültecilerin Türkiye’de tutulmasında kirli bir hesabın aracına heba ederek kendisini bugünkü aşırı sağcıların yükselişinin rehini oldu.

Bu ve benzeri siyasi ve diplomatik hatalar Avrupa projesinin kendisini, Avrupa değerlerinin coğrafyasını genişleterek bir küresel güç olmasını engelleyen temel unsurlar. Dilerim Avrupa siyasi karar alma sisteminin sorunlu yanlarının mahkumu olacak hamleler yapmazlar.

Aksi halde coğrafyamızdaki ve küresel düzeyde diğer güç dengelerinin sıcak sulara inişi için Avrupa kendi eliyle Akdeniz’i açar. Akdeniz’i zaten süregelen güç dengeleri mücadelesinde oyun zeminine çevirmek başta Avrupa olmak üzere kimsenin işine gelmemeli.

Üstelik Türkiye’nin güçlü bir Avrupa fikri ile bağlı olmaması, tamamen dışarıda kalması büyük ve başkalarınca doldurulacak bir boşluk yaratır. AB, Kıbrıs meselesinde kendi sözünü yiyerek kendine ihanet etmekle kalmadı pek çok stratejik çıkarını da zedeledi ya da kaybetti.

Değişmeyen gerçek şudur; Avrupa’nın çıkarı tam demokratik Türkiye, bunun için tam ve sağlam bir Avrupa işbirliğidir ve kalıcı bir entegrasyondur. Bunun aksi hem Türkiye’de demokrasi hem de Avrupa’nın küresel düzeyde güçlü bir aktör olmasının önünde ölümcül bir engel.

Aynı ölümcül hatalar, 2007’de müzakere başlıkları “tam üyeliğe gider” gerekçesiyle siyasi olarak Sarkozy tarafından bloke edildiğinde sessiz kalarak, mülteci akımında Erdogan’a “kırmızı halı seriyoruz, ilerleme raporunu da erteliyoruz, başka ne arzu edersiniz” derken de yapıldı.

Bu saatten sonra AB’nin yapması gereken: Demokrasiyi hem içeride hem dışarıda, katılımcı ülkelerde gerçekten destekleyecek mekanizmaları devreye sokması. Hukuksuz ve tuhaf bir üyelik kabulünün sonucu olan Kıbrıs’a gerekli mesajları vererek rehin pozisyonundan çıkması.

Ciddiyetle Kıbrıs’ta çözümü sağlaması ve bunun stratejik bir hedef olduğunun farkında olması. Türkiye-li ve Türkiye-siz seçeneklerin maliyetini iyi hesaplaması. Türkiye’yi entegre etmenin önündeki AB tarafından kaynaklı engelleri kaldırması. Bu adımlar ivedilikle atılmalı..


Bu zamanlama ve gerekçelerle Türkiye’ye yönelik yaptırımlar, küresel güç dengelerinden bağımsız okunamaz. Bu güç dengelerinde Akdeniz’de Avrupa’yı daha güçlü değil daha güçsüz bir konuma savurabilir. Türkiye ise tutarsız politikası, kaybeden diplomasisi ve giderek kötüleşen ekonomisiyle her durumda kaybeden konumuna kendini çoktan hapsetti.

Kader Sevinç
Brüksel

hakkında

Akademi, özel sektör, sivil toplum alanlarında çalışmaları ve Avrupa Parlamentosu’ndaki danışmanlık görevinin ardından CHP’nin Avrupa Birliği Temsilciliği’ni kurmak üzere temsilci olarak görevlendirildi. Avrupa Sosyalist Partisi (PES)’nin Yönetim Kurulu Üyesi de olan Sevinç, 2013 yılında Diplomatic Courier Dergisi tarafından dünyanın 99 en etkili genç dış politika lideri arasına seçildi. Johns Hopkins Üniversitesi / SAIS’te ziyaretçi akademi üyesi olarak da bulunan Kader Sevinç halen “yerleşik olmayan akademi üyesi” olarak Transatlantik İlişkiler alanında çalışmalarını sürdürmektedir.

0 comments on “AB’DEN DOĞALGAZ İÇİN TÜRKİYE’YE YAPTIRIM

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir