İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ

KADER SEVİNÇ: AKILLI SİYASET, AKILLI DEMOKRASİ

Halkın kendi seçtiği temsilciler tarafından yönetildiği Temsili Demokrasinin yerine “Akıllı Siyaset” adı altında tanımlanan daha kapsayıcı ve çağın gerekliliklerine uygun olan yeni bir siyaset yapma yöntemi öneriyorsunuz. Savunduğunuz akıllı demokrasi, temsili demokrasiyi bir kenara bırakarak katılımcı bir demokrasi yönelimini beraberinde getiriyor. Peki neden?

Siyaset ve demokratik kurumlara olan inancın tüm dünyada en kötü zamanlarından birini yaşadığı bir dönemi yaşıyoruz. Temsili demokrasi günümüzde esasen işlevini büyük ölçüde yitirdi çünkü temsil edilen ile temsil eden arasındaki anlaşma bozuldu. Katılımcı demokrasi ise olması gerektiği biçimde uygulanamadı ve oluşan boşluğu populist hareketler kötü biçimde dolduruyor. Toplumların siyasete olan bu güven eksikliğini iyi okumak, anlamak ve buna uygun değişimi gerçekleştirmek zaruri. Aksi ise bugün dünyanın her köşesinde mantar gibi patlayan popülizmin yükselişini daha da hızlandırır. Trump’ın ABD başkanı seçilmesi de İngiltere’nin AB’den çıkma oylaması da uzun zamandır ihmal edilmiş benzer bir yerleşik düzen karşıtı hareketin sonuçları. Tüm dünyada ana akım siyasetin önünde şu an siyaseti ve demokrasinin kurumlarını yeniden yapılandırma, dönüştürme sınavı duruyor. Bu sınav bugün görev başında olanların ötesinde ve önceki nesilden devralarak gelecek nesillere aktarmakla sorumlu oldukları daha iyi bir yönetim sistemine dair.

Örneğin Avrupa Birliği’nin kamuoyu görüşlerini düzenli olarak ölçen kuruluşu Eurobarometer’in en son araştırmalarından biri yurttaşların siyaset hakkında ne düşündüklerine ilişkin: AB vatandaşlarının % 71’i siyasetin bozulmuş olduğunu düşünüyor. 2014 Mayıs’ında yapılan Avrupa Parlamentosu seçimlerine yurttaşların katılım oranının tarihinin en düşük seviyesinde gerçekleşmesi de bu güven eksikliğine işaret ediyor. Ülkelere göre değişmekle beraber ulusal seçimlerde de eğilim aynı. Yurttaşların demokrasiye olan inancı zayıflıyor; siyaseti ve demokratik kurumların işlerliğini sorgulamamız kaçınılmazlaşıyor. Kadir Has Üniversitesi’nin yıllık olarak gerçekleştirdiği Türkiye Sosyal Siyasal Eğilimler Araştırması’na göre Türkiye’de halkın en az güvendiği kurumların başında yüzde 33,9 ile siyasi partiler, yüzde 31,8 ile TBMM, yüzde 27,8 ile medya geliyor. Türkiye’de siyaset kurumlarına duyulan güvensizlik uluslararası eğilimlerden bağımsız olmadığımızı gösteriyor. Dünyanın bir çok başka noktasında da durum bundan çok farklı değil.

Akıllı Siyaset, Akıllı Parti, Akıllı Vatandaşlık ve Akıllı Demokrasi yeni kavramlar. Akıllı demokrasi kısaca nasıl bir çözüm getiriyor?

Günümüzde dünyada ana akım siyasette yaşanan tıkanıklığın aşılması her demokratik karar aşamasına yurttaşların katılımından geçiyor. Çözüm ise “doğrudan demokrasi” değil derinleştirilmiş “katılımcı demokrasi” olmalı.

Eğer bu girişimimde önerilen araçlar gerçek olursa herkes cebindeki akıllı telefonlar üzerinden siyasi karar mekanizmasına katılım sağlayabilecek. Yayladaki çoban da, plaza çalışanı da. Katılım seçim günü ile sınırlı olmayacak. Yerelde etkileşimi artıran fiziksel alanlar ve platformlar yaratılabilecek. Yurttaş forumları siyasi partilerin doğal bir parçası haline gelecek. Sandık demokrasisi anlayışı yerini sürekli etkileşim, katılım, saydamlık sistemine bırakacak. Katılımcı sistem yurttaşların hem güvenini hem de sahiplenmesini kazanacak. Sadece şikayet etmeyen, çözüm de üreten toplumlara dönüşümü de tetikleyecek. Tüm bu aşamalarda büyük veri kullanımı ve yapay zeka gibi yeni teknolojilerin demokrasiye hizmet edecek bir anlayışla devreye girmesi gerekiyor.

Konu eski anlamda bir ‘siyaset değişsin’ tartışması değil. 21. yüzyılda sanayi devrimi 4.0 olarak özetlenen köklü bir değişimin içindeyiz. Daha önce buhar, elektrik ve elektronik teknolojileri sadece ekonomik değil siyasal ve toplumsal boyutlarda da insanlık uygarlığını şekillendirdi. Önümüzdeki yılları da dijital ekonomi, yeşil enerji, nesnelerin interneti, büyük veri, semantik analiz ve yapay zeka gibi muazzam teknolojik atılımlar şekillendirmeye başladı. Küreselleşmenin de olumlu ve olumsuz etkilerini bu analize dahil ettiğinizde demokrasinin de kaçınılmaz bir devrimsel değişim evresine girdiğini görüyoruz.

Cebimizdeki telefonun, binalarımızın, kentlerimizin akıllı (smart) olduğu bu çağda demokrasimizin de artık “akıllı” olmasına ihtiyaç var. 21. yüzyılın yurttaşlarının beklentileri bir önceki yüzyılınkilerden farklı ve yüksek.

Az önce bahsettiğim teknolojide yaşanmakta olan gelişmelerin de ışığında artık gerçek bir vatandaş odaklı demokrasi mümkün. Akıllı demokrasi ve Akıllı vatandaşlık girişimi, uluslararası ve ulusal siyasetteki deneyimlerimden yola çıkarak değişik ülkelerden vatandaşlarla atölyelerle geliştirilmiş fikirlerden oluşuyor. Bu fikirler demokrasinin Facebook’unu yaratmaktan, mimari ile ilerici siyaset ilişkisine, ileri yönetim tekniklerinin kurumsal yalınlaşmaya yansımasına kadar bir çok başlığı içeriyor.

Milyonlarca insanın görüşlerini alarak nihai sonuca dönüştürme süreci için ülkelerin nasıl bir altyapıya ihtiyacı var?

Herşeyden önce siyasi iradeye ve istekliliğe ihtiyaç var. İkincisi ise benim “akıllı vatandaşlık” olarak tanımladığım vatandaş talebinin güçlü ve iyi organize olması gerekli. Bu ikisi bir arada olduğunda değişim gerçekleşiyor.

Gerisi çeşitli araçlar ve platformların geliştirilmesi. Teknoloji ile insan faktörünün bileşimi anahtar alanlardan biri. Şu an bu konu üzerine çalışıyorum. Bu yönde dünyadaki en önde gelen kurumlarla temas halindeyim. Önümüzdeki dönem onların platformlarını da değerlendirecek girişimler için davetler alıyorum.

Mevcut durumda iyi niyetli bazı girişimler olsa da henüz milyonlarca insanın geribildirimlerini onlarla etkileşimli biçimde analiz ederek karar mekanizması için birer girdiye dönüştürecek bir platform yok. Bu platform tüm demokratik karar süreçlerini baştan aşağıya değiştirecek ve vatandaşları bu sürecin yapısal bir parçası haline getirecek. İhtiyacımız olan teknoloji hali hazırda var ve gelişiyor; büyük veri, semantik analiz teknolojisi, yapay zeka ve hatta Obama kampanyasının ileri düzeyde kullandığı kişiselleştirilmiş siyasi iletişim araçları. Daha önce Obama kampanyasında kullandıklarını sistem ve kampanya metodları üzerine bu devasa ve devrimsel kampanyanın liderlerinden bir eğitim alma ve kampanya süreçlerini de yerinde gözlemleme fırsatım olduğu için ona oldukça aşinayım. Elimizdeki bu mevcut araç ve platformlarla yapmamız gereken onları 21. yüzyılın demokrasisi “Akıllı Demokrasi” ya da “Demokrasi 4.0” için en iyi biçimde bütünleştirmemiz.

Avrupa’da 2012 yılından beri gündemde olan ve demokratik katılımı arttırmayı amaçlayan bu yeni siyasal sistem neden Türkiye’de hiç konuşulmuyor? Siz, ana muhalefet partisi CHP’nin Avrupa Birliği Temsilcisi kurucususunuz. CHP’ye Avrupa ülkelerindeki katılımcı demokrasi ve akıllı siyaset süreçlerini aktardınız mı? Akıllı Demokrasi süreciyle ilgili CHP içerisinde herhangi bir çalışma yapılıyor mu?

Türkiye’nin öteden bu yana en büyük sorunu çağdaş dünyanın somut gündeminden kopuk bir siyaset girdabı içinde olmaktır. Bugün ülkeyi yöneten iktidar ise Türkiye’yi tamamen içine kapattı. İnsanlar yeni fikirlerin yeşermesine, ilerlemeye, gelişime, yaratıcılığa fırsat tanımayan bu ortamda boğulduklarını hissediyorlar. İnsanlarla bu konuyu konuştuğunuzda en belirgin geleceğe ve kurumlara olan güvensizlik. Bugüne kadar paylaştığım siyaset içi ve dışından aktörler fikirleri büyük heyecanla karşıladılar. Uygulanabilirlik noktasında ise çok karamsar olduklarını görüyorum. Bu biraz da insanların bölünmüşlüğü ve kendi gücünün farkında olmamasından kaynaklanıyor.

2012 ve 2013’te yazdığım CHP’ye özel parti içi raporlar ve sonrasında “Demokrasi 4.0” girişimi vesilesiyle yazdığım yazılarla da bu konuyu elimden geldiğince gündeme taşımaya çalışıyorum.

Biz ilerici, sosyal demokratların bu yönde üstleneceği en önemli rol bu gündemi Türkiye’ye taşımak. Demokrasinin güncellenmesi için değişim süreçlerini tetiklememiz gerekiyor. Aslında Genel Başkanımız Sn Kemal Kılıçdaroğlu başlattığı Adalet Yürüyüşü ile tam da buna yönelik bir adım attı. Demokrasi ve adalet için geniş bir yurttaş sahiplenmesidir Adalet Yürüyüşü. Bu yönüyle bir “akıllı vatandaşlık” örneği. Siyasetin çözüm üretmesi bakımından da “akıllı demokrasi” yönünde bir adım olarak görüyorum. İstanbul’dan sonraki süreç de yurttaşlarla beraber yürüyüşün benzeri bir siyaset yapma modeline evrilebilir. Türkiye’nin geleceği için de belirleyici olacak bu evrim.

Türkiye “temsili demokrasi” ile yönetilen bir ülke. Fakat zaman zaman Türkiye halkı, seçmenin de alınan kararlarda etkin olduğu Yarı-Doğrudan Demokrasi ile Referandum süreçleriyle beraber karar alma mekanizmalarına dâhil oluyor. Şimdiye kadar 6 referandum süreci geçiren Türkiye, bahsettiğiniz yeni siyasal eğilime uygun bir şekilde siyasetle karşılıklı etkileşim halinde oldu mu? Yoksa referandum süreçleri bahsettiğiniz Akıllı ve Katılımcı yeni demokratik sistemi temsil etmiyor mu? Bunu 16 Nisan 2017 referandumu doğrultusunda değerlendirir misiniz?

Referandum ve plebisitler sanıldığının aksine daha çok otoriter yönetimlerin tercih ettiği yöntemlerdir. Bunun sebebi de basittir çünkü çoğulcu değil çoğunlukçudur. Örneğin %49’a karşı %51 ile çoğunluğu elde eden görüş toplumun geri kalanına görüşünü tahakküm ettirir. Oysa 21. yüzyılda demokrasi çoğulcu bir kavramdır. Uzlaşı, ortak zeminde buluşma, herkesin sesinin karar sürecine yansıdığını hissetmesini ve kapsayıcılığı içerir. Birkaç yılda bir müktedir güçlerin kendi çıkarlarına uygun bir zamanlama ve içerikle toplumun önüne sandık koyması bu uygulamayı kendi başına kutsanacak bir “demokratik” uygulama haline getirmiyor. Referandum ve plesibitler bu bakımdan da tehlikelidir.

Türkiye örneğine bakacak olursak bambaşka dinamikler söz konusu. Herşeyden önce adil kampanya koşulları, bağımsız yargı, özgür medya yoktu. Dolayısıyla oylama oldu ama hiçbir yönüyle demokratik değildi. Toplumun yaşadığı boğulma duygusu o kadar yoğun ki vatandaş sandıklarda tüm bu kontrollü ve kötü şartlara rağmen “Hayır” dedi. Tarafsız bir değerlendirmeyle “Hayır” ın kazanmış olduğuna hem ülkede hem de dışında herkes ikna olmuş durumda. Referandum sonucunu etkilemeye yönelik manipülasyondan iktidardakilerin korkusunun yüksekliğini ve bütün bu adaletsizliklere karşı toplumundaki isyan ateşinin gücünü anlayabiliriz. Bu yapılanlar gelecekte utançla anılacak birer sayfa olarak tarihimize geçiyor. Buna karşı verilecek ezber bozan, yenilikçi bir demokrasi mücadelesi de altın harflerle yerini alacak tarihte.

Akıllı Demokrasi ve Akıllı Vatandaşlığın Türkiye’ye uyarlanabilmesi sürecinde, CHP yol gösterici olabilir mi? Bir muhalefet partisi olarak CHP’ye nasıl bir görev düşmektedir?

Tarih boyu da olduğu gibi CHP hali hazırda bu yönde önemli bir rol oynuyor. Bu ilerici rolü küresel düzeyde tüm dünyayı kasıp kavuran “statüko karşıtı rüzgar” ile bütünleştirmemiz önemli. Bugünkü statüko AKP iktidarıdır ve devleti, kurumları tamamen ele geçirmiştir. Hem de elindeki devlet kaynaklarını muhaliflerine karşı bir ceza ve yandaşlarına karşı ödül aracı olarak kullanan otoriter özellikleri yüksek bir statüko. CHP’nin buna karşı verdiği mücadele çok önemli. Çok katmanlı, çok boyutlu, geçmişten çok farklı araç ve yöntemlere gereksinen bu mücadelede CHP’ye destek olunmalı. Mutlu bir toplum, herkes için adalet, özgürlük ve refah vaad eden bu ilerici cephe genişlemeli.

CHP’nin en ileri teknolojik altyapı, en esnek ve çevik örgütsel yapılanma, bu yüzyılın en ileri üyelik ve gönüllülük yönetim, harekete geçirme kapasitesi vb eksiklerinin giderilmesinin yanı sıra yeni nesil yurttaşlara erişimi çok önemli. Milleniallar diye anılan bu yeni kuşak seçmen son derece önemli ve 20. yüzyıldan kalma yöntem ve kurumsal sistemlere karşı tepkisizler. Daha doğrusu tepkilerini ilgilenmeyerek gösteriyorlar. Akıllı demokrasinin merkezinde yer alan karar süreçlerine katılım onlar için olmazsa olmaz çünkü internetin, akıllı telefonların, sosyal medyanın olduğu bir dünyada kendilerini tanımladılar. Raporlarımda da yazdığım gibi bu gruba özel olarak eğilmek elzem.

Gençler, yeni nesil yurttaşlar geleceği şekillendirecek en önemli aktörler. Demokratik sürecin doğal bir parçası olmalılar. Hem deneyimi hem de yenilikçi yaklaşımı beraber, en yüksek faydayı yaratacak biçimde harmanlayabilmeliyiz.
Gençlerin siyasetten beklentisi daha fazla ve daha eşit biçimde dahil olabilmek ve siyasette inovasyon. Bu hiyerarşik, bürokratik yapıları değiştirmek, günümüz teknolojisini doğru ve etkili kullanmak demek. Kişiselleştirilmiş siyasetin, sosyal girişimcilikle desteklenen siyasetin hayata geçmesi. Siyasetin onlardan beklentisi ise daha fazla ilgi, sorgulayıcılık, katılım istekliliği ve emek, yani “akıllı vatandaşlık”.

Adına ister “Akıllı Demokrasi”, “Demokrasi 4.0” ya da başka bir şey diyelim, demokrasinin vatandaş odaklı olarak yenilenmesi gerekiyor. Dünya -belki maalesef bazı kötü deneyimleri atlatarak- bu devrime, bu evrime doğru yol alıyor. Türkiye’de de CHP değilse kim, şimdi değilse ne zaman? Kolları sıvayarak işe başlamanın tam zamanı ve CHP bunu başarabilecek yegane siyasi aktör. Şunu da unutmayalım Adalet Yürüyüşü ile ateşlenen bu süreç vatandaş odaklı demokrasi ile taçlanarak başarıya ulaştığında Avrupa demokrasisi için de önemli bir katkı olacaktır.

0 comments on “KADER SEVİNÇ: AKILLI SİYASET, AKILLI DEMOKRASİ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir